Bugun...
Bizi izleyin:
    • BIST
      0
      BIST
    • DOLAR
      0
      Dolar
    • EURO
      0
      Euro
    • ALTIN
      0
      Altın



Engelli Çoçuk Davranışları Eğitiminde Kullanılabilecek Metotlar

Tarih: 06-01-2017 17:51:08 + -


Çocuğunuzun özel bir birey olduğunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın. Onu ve davranışlarını değerlendirirken normal olandan farklılıklarını değil; kendine özgü olması gerçekliği içinde düşünün. Çünkü sizin çocuğunuz normal olarak değerlendirilen bireylerden farklı ve özel olduğu için davranışları da farklı ve özeldir.


Engelli Çoçuk Davranışları Eğitiminde Kullanılabilecek Metotlar

Engelli çocuklarda ki aşırı davranışların çözümü için ipuçları

Çocuğunuzun özel bir birey olduğunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın. Onu ve davranışlarını değerlendirirken normal olandan farklılıklarını değil; kendine özgü olması gerçekliği içinde düşünün. Çünkü sizin çocuğunuz normal olarak değerlendirilen bireylerden farklı ve özel olduğu için davranışları da farklı ve özeldir.

Çocuğunuzun davranışlarını neye göre problemli olarak tanımladığınıza doğru karar verin. Bunu yaparken; çocuğunuzun davranışlarının onun eğitim- öğretim çalışmalarına ve bir bütün olarak günlük yaşama uyumuna engel olup olmadığını gözlemleyin.

Çocuğunuzun problemli davranışları karşısında teslim olan, bu davranışlarla mücadele etmekten peşin olarak vazgeçmiş, boyun eğmiş, kabullenmiş bir davranış sergilemekten uzak durun. Aksi halde çocuğunuz, sizin davranışlarınızdaki boşluğu yakalayacak ve günlük yaşamın kurallarını kendisi belirleyerek istediği her şeyi elde edebilecektir. Bir çok durumda, çocuğun öfkesinin geçmesini beklemek, onun öfkesini ortaya koyuş biçimi ile ilgilenmemek, problemli davranışın azalmasını sağlayacaktır.

Problemli davranışın birey tarafından sergilendiği zamanlarda; şiddetli ağlama nöbetlerinde, kendi vücuduna zarar verme eylemi vb. sırasında onu sarılarak, tutarak, fiziksel tepki ile etkisiz hale getirmeye çalışmayın. Bu yolla ona çok kötü bir model olabilirsiniz. Problem davranışların azaltılması için uygulanabilecek metot ve tekniklerden çocuğunuz için en uygun olanı kullanmak doğru ve sonuç alıcı olacaktır.

Çocuğunuzun problemli davranışlarının, hangi ortamlarda ve hangi uyaranlarla karşılaştığında ortaya çıktığını çok iyi tespit edip kayıt altına almalısınız. Bu durumda bireyin problemli davranışlarını tetikleyen etkenlerin, onun yaşam çevresinden uzaklaştırılması gerekecektir.

Çocuğunuzun öğrendiği ve günlük yaşamda kullanılmak üzere genellediği her “yeni ve doğru davranış”ın onun gelişimine çok olumlu bir katkı sağlayacağını unutmayın. Bu yüzden özel eğitime muhtaç bireylerin günlük yaşantıları eğitim yaşantılarına, yaşam çevreleri ise eğitimsel bir çevreye dönüştürülmelidir. Bu sayede birey bir yandan günlük yaşam için gerekli olan davranışları edinecek ve bunları genelleme fırsatı bulacaktır. Bir yandan da problemli davranışlarından yavaş yavaş uzaklaşacaktır.

Birey, eğitimsel faaliyetler sırasında problemli davranış sergilemeye başladıysa, faaliyeti sona erdirip dikkatinizi çocukta yoğunlaştırmak onun amacına hizmet edecektir. Her şeyden önce, o an yapılan çalışmanın kendi gelişimine hizmet ettiğini, en azından davranışı gerçekleştirdiği anda “somut kazanımlar” elde edeceğini fark etmesi sağlanmalıdır. Birey çalışmayı tamamlamak zorunda olduğunu hissetmelidir. Sergilediği davranış, yaptığı hareket ne olursa olsun çalışmayı bölmeyecektir. Bu noktada karşısındaki insanlardan göreceği kararlılık ve tutarlılık çok değerli bir eğitim materyali olarak karşımıza çıkacaktır.

Bireyin, ödül ve cezaları tanımasını ve bunların niteliklerini öğrenmesini mutlaka sağlayın. Bireye vereceğimiz ödülleri de cezaları da önceden ve titiz bir şekilde yapacağınız çalışmalarla belirleyin. Artık ödül ve ceza olma niteliğini kaybetmiş unsurlar eğitimde yarardan çok zarar getirecektir. Doğru ve bireyin özgün yapısı ile örtüşen nitelikteki ödül ve ceza uygulamalarını bir öğretim metodu olarak ve sürekli biçimde kullanın.

 

 

Engelli Çocuklarda Problem Davranışların Ölçülmesi Ve Kayıt Altına Alınması

Bazen yaygın gelişimsel bozuklukların her bir grubuna ait bireylerin davranış  özellikleri birbirine son derece benzerlikler gösterir. Atipik davranış özellikleri birçok bireyin davranışlarına yansıyabilir. Otizmin çok geniş bir davranış yelpazesine sahip olduğu bir gerçektir. Zaten, otizmin tanılamasının ve otistik verilerin değerlendirilmesinin güçlüğü, uzun bir süreye yayılması sorunu buradan kaynaklanmaktadır. Otistik bireylerin davranış özellikleri aileleri, çevre ve eğitimciler tarafından tespit edilirken uygulanan sınıflandırma çabaları zorlu bir süreçtir.

 

Otizm eğitiminin amaçlarından biri de bireyin günlük yaşamına uyumunu sağlamak olduğu için bireyde ortaya çıkmasını hedeflediğimiz uyum yeterlilikleri bu problem davranışların etkisiyle oluşmayacak, bireyin eğitimi bir anlamda boş bir çaba olarak sürecektir. Bireyin eğitim-öğretim çalışmalarını engelleyecek düzeydeki problemli davranışlar, bu neden çok iyi tespit ve analiz edilmelidir.

 

Özel eğitime muhtaç bireylerin büyük bir çoğunluğu, resmi eğitim kurumları ile birlikte özel eğitim kurumlarına da devam etmektedirler. Yürürlükte olan özel eğitim mevzuatı buna izin vermektedir. Ancak örgün eğitim veren resmi kurumlarda birey, mesai günleri içerisinde, haftanın beş günü ve haftalık yaklaşık otuz saatlik bir ders programına dahil edilirken; özel eğitim kurslarında öğrenciler sınırlı sayıda bireysel eğitim, iyileştirme (rehabilitasyon) eğitimi ve grup eğitimi alabilmektedirler.

 

Özel eğitime muhtaç çocuklarda devam ettikleri örgün eğitim kurumlarındaki programlar ile özel eğitim kurslarındaki bireysel ve grup eğitimi programlarının birbiri ile paralel biçimde hazırlanması ve uygulanması gerekmektedir.

 

Özel eğitim uygulamaları içindeki en önemli ilkelerin başında "süreklilik ilkesi" gelmektedir: Bireyle sürdürülecek eğitimsel çalışmalar süreklilik içerisinde yürütülmelidir ki; eğitim süreci ile birlikte ulaşılması hedeflenen "bireyin toplumsal uyumunu" sağlamak mümkün hale gelebilsin. Bu nedenle bireyin eğitiminde yakalanacak "süreklilik" durumu, oluşturulan eğitim programlarının okul -özel kurslar- aile içinde verilecek eğitimde eş zamanlı ve uyumlu olması ile mümkündür. Bireyde varolan herhangi bir problemli davranışın giderilmesi için sürdürülen bir çalışma söz konusu olduğunda; bu amaçla uygulanan program, okul-kurs-aile üçgeninde paralel bir biçimde ve sürekli koordinasyon halinde uygulanmalıdır. Bu koordinasyon günümüzde oldukça gelişmiş iletişim enstürmanlarıyla sağlanabileceği gibi düzenli ve çok amaçlı olarak hazırlanmış "iletişim defterleri" ile de sağlanabilir. Okul-kurs-aile tarafından bu deftere bireyin eğitim ile ilgili olarak yapılan çalışmalara kaydedildiği zaman, bireyin eğitiminden sorumlu herkes sürecin her aşamasından haberdar olabilecektir.

 

 

PROBLEM DAVRANIŞLARIN SINIFLANDIRILMASI

ÜST DÜZEY PROBLEMLİ DAVRANIŞLAR

 

Engelli çocuklarda problem davranışların sınıflandırılması

 

Bireyin vücuduna zarar verme eğilimi; kafasını yumruklaması, saçlarını çekmesi, çenesine darbeler indirmesi, kafasını duvarlara çarpması, kendi vücudunu ısırması, kendini yere atması, öfke nöbetleri... biçiminde ortaya çıkabilir.

 

Çevresinden gelen uyaranları almasını engelleyici davranışları; sürekli ağlama,

korku ve panikler içerisinde çığlıklar atma, bağırmalar...

 

Karşısındakilere zarar verici nitelikteki davranışları; tükürme, karşısındakilerin giyeceklerini parçalama, onlara saldırma, etrafındaki nesneleri sürekli olarak atma, fırlatma, kırma, dökme... gibi ve daha da çoğaltılabilecek davranışlar, üst düzey problemli davranışlardır. Bunlar, streotipler ve obsesiyonlar şeklinde bireyin davranış karakteristiğinde yer etmiş olabilirler.

Bu anlamda üst düzey problemli davranışlar; bireyin eğitiminden sorumlu insanlar ya da aileleri ile yaşadıkları eğitim-öğretim süreci içerisinde uygun ve gerektiği kadar etkinlik çabası içerisine girme­mesi, karşısındakilere amaca yönelik etkileşimi kurmamasıdır.

 

İKİNCİL DERECEDEKİ PROBLEMLİ DAVRANIŞLAR

 

İkincil derecedeki problemli davranışları; eğitim-öğretim ilişki­leri içerisine girmesini engellemeyen ancak, yapılacak çalışmaları zorlaştıran güçlüklere neden olan davranışlar olarak nitelendirmek mümkündür. Bireyin kalemi ağzına sokması, göz teması kurmaması,

sallama-sallanma, dönme-döndürme hareketleri, yırtma-atma davranışları bu tür davranışlara verilebilecek başlıca örneklerdir.

 

Streotipler, ritmik tekrarlama davranışları, özel eğitim gereksinimi olan bireylerin çoğunda görülen davranışlardır. Bu davranışların gözlen­mesi, belirlenmesi, kayıt altına alınması programın içerisinde yer alacak konulardır. Çünkü bunlar, bireyin yapılan çalışma için göstermesi ge­reken dikkat süresini azaltıcı nitelik taşırlar. Bu yüzden, ister beceri­den bağımsız ve ister beceri ile birlikte olsun azaltılması, yok edilmesi ya da uygun bir davranışla yer değiştirilmeleri gerekir.

Birey, ailesi, çevresi ve eğitimi ile ilgilenen insanlarla kurduğu eği­timsel ya da sosyal ilişkilerden belli kazanımlar elde etmiş olarak çıka­caktır. İkincil derecedeki problemlerin var oluşu, bireyin bu davranışsal kazanımlarını ve yeterliliklerini günlük yaşamı içerisinde kullanmaması ile ilgilidir.

Birey öğrendiklerini “genellememektedir”: Eğitimsel faaliyetler içe­risinde yanlış uygulanan metotlar, mevcut davranışın en azından birkaç kez tekrarlatılmış olması vb. gerçeklikten uzak bakış açıları, bireyi “genelleme” yapmaktan uzaklaştıran etkenlerdir.

Birey, çalışma sürecinde “ipuçlarına bağımlı” hale getirilmiş olabi­lir. Bu durumda, iletişimin birey tarafından başlatılması olasılığı azalacak ve birey, davranışı günlük yaşamına aktarmayacaktır. Davranış, günlük yaşantı süreci içerisinde “kendiliğinden” oluşmayacak ancak eğitim faaliyetleri sırasında “ipuçları” verildiği taktirde gerçekleşecektir. Bu durum çevrenin “eğitim çevresine”, yaşantıları ise “eğitimsel yaşantı­lara” dönüştürülmesi gerekliliğini daha da vazgeçilmez hale getirmekte­dir.

 

ÜÇÜNCÜL DERECEDEKİ PROBLEMLİ DAVRANIŞLAR

 

Özel eğitim gereksinimi olan bireylerin içinde bulunduğu sosyal ya­şam çevresi; ailelerin, eğitimcilerin, sivil-resmi kuruluşların ve medyanın etkisi ile “engellilik” ve “özürlülük” gibi kavramlarla tanışmış, hatta belli oranda duyarlı hale gelmiş olabilir. Ailelerin, özel eğitime muhtaç bireylerin bakımı ve eğitimleri konusundaki özverileri, toplumu duygusal anlamda “duyarlı” hale getirmeye yardımcı olmaktadır. Ancak, bireyin problemli bazı davranışları, sosyal yaşam çevresinde ilişkilere girmesini ve o ilişkilerden “iletişim kurmuş olmaktan dolayı karlı çıkmasını” engellemektedir.

Parkta oynayan çocukların arasına girip toplarını alıp savurma, özen­lice dizilmiş market rafından bir çikolatayı acele ile almaya çalışırken bütün rafı devirme, yalnızca merak ettiği ya da iletişim kurmak istediği misafir bir bayanın göğüslerini elleme gibi davranışlar örnek olarak gös­terilebilir. Bunlar, bireyin sosyal yaşam alnındaki ilişkileri zorlaştırmak­tadır.

Bu tip davranışlar, bireyin eğitim-öğretim faaliyetlerine girmesini engellemeyeceği gibi tam da eğitimin konusunu oluşturur. Ancak, bireyin içinde yaşadığı sosyal çevre ve aile zengin ilişkilerin kurulduğu bir ya­şam alanıdır. İletişimi başlatma; iletişime girme sorunları olan birey için doğru değerlendirildiğinde ve yapılandırıldığında, en etkili eğitim mater­yallerinden biri olacaktır. Model olma, taklit etme gibi metotlar, çevre ve o çevre içinde yaşayan insanlardan faydalanılarak uygulanabilmelidir.

 

 

RUTİNLER - STREOTİPLER

Engelli çocuklarda rutinler streotipler

Özel eğitim gereksinimi olan bir çocukta kısa bir sürede kolayca be­lirleyebileceğimiz streotipler vardır. Streotipler, çocukların bir çoğun­da görülen tekrarlayıcı hareketlerdir. Sıkça görülen streotipler;

·         nesneleri ağza götürme, kendi etrafında dönme, bir kuş gibi kanat çırpma, zıplama,

·         varlıklara dokunma,

·         parmaklarına ya da vücutlarının başka bölümlerine normal dışı şekiller verme,

·         cisimleri sallama ve döndürme, vücudunu çeşitli yönlere sallama, ellerini çırpma...

 

Otistik bireylerde görülen streotipik hareketlerin nedenleri tam olarak bilinmese de bireyin duygularının durumuyla yakından ilişkisi olduğu söylenebilir. Örneğin ortamdan, uyaranlardan ya da uyaransızlıktan “ra­hatsız” olduğu bir durumda, streotipler yoğunlukla sergilenebilmektedir.

 

Aynı şekilde birey sevindiğinde, hoşnutluğunu ya da sevincini belli etmek istediğinde streotipleri sergiler; ellerini bir kanat gibi çırpar-çarpar, zıplar, etrafında döner...

 

Bir başka açıdan bakıldığında, bireyin tekrarlama davranışlarını her koşulda ve ortamda sergilediğini görebiliriz. Ortama ve uyaranlara bağlı olmadan, bireyin kendisinden kaynaklanan bir biçimde streotipleri sergi­lemesi söz konusu olabilir. Bu durumda, birey için hangi ortamda bulun­duğu, ortamda kimin ve neyin olduğu önemli değildir. Birey tüm dış etmenlerden bağımsız olarak streotip hareketleri ortaya koyar.

Bireyin, streotip hareketleri yapmasının bir başka nedeni ise, bireyin kendi kendisini uyarma isteği ya da ihtiyacı olabilir. Birey, vücudunun belli yerlerine dokunur, elleriyle çenesine ya da başına vurur, yerden/duvardan hız alarak zıplar, parmaklarıyla gözlerini açıp kapatır, cinsel organlarına dokunur, kulak memelerini çekiştirir, göğüslerini okşar vs...

 

Bu durum kendi vücudu ile olan ilişkisinin bir yansıması olabilir.

Çoğunlukla, sallama-sallanma, dönme-döndürme vb gibi biçim­lerde beliren streotipler, bireyde benzer devinimlerle ortaya çıkmak­tadır. Bu streotipler, bir çok durumda belli bazı becerilerin öğreti­minde, engelleyici nitelikte olabilmektedirler. Eğer bireyin streotiplerini doğru metot ve yöntemlerle azaltmamış ve sonra tamamen yok edil­mesi için çalışılmamışsa bu streotipler giderek bireyin davranış karakteristiği olarak yerleşecektir. Belli bir ritim içinde tekrar edilen (her bir elinin parmak uçlarını birbirine vurma ve giderek takıntı halini alan, belirli nesnelere aşırı bağlılık) davranışlar bireyin eğitime olan yatkınlığını azaltacak özellikteki davranışlar olarak şekillenecektir.

 

Streotiplerin hangi uyaranlara bağlı olduğunu, hareketin nasıl başlayıp nasıl ve neden sonlandığını dışarıdan gözlemlemek bir çok durumda mümkün olmamaktadır. Birey kendini uyarma hali içinde öne-arkaya sallanmakta, hiç durmadan kendi etrafında dönebilmektedir. Streotipik hareketlerin gerçekleştirilmesi sırasında belli belirsiz sesler çıkarıp, bunları inilti halinde seslendirebilir. Otistiklerde en sık rastlanan streotiplerden biri, el parmaklarını sallama, her iki elin parmaklarını birbirine vur­ma hareketleridir. Aynı anda, parmakları ile havada figürler çizebilir ve vücudunun çeşitli yerlerine dokunabilir.

Aileler ya da eğitimciler, bu streotipik davranış özelliklerinden doğal olarak rahatsızlık duyarlar. Ancak bireyin eğitimini olumsuz yönde etki­leyen ve engelleyen bu davranışların azaltılması ya da ortadan kaldırılması için çoğu zaman doğru olmayan bir biçimde engelleme yoluna baş­vurulmaktadır.

 

Bireyin karakteristiğine uymayan ve salt engellemeye, yasaklamaya, mahrum bırakmaya dayanan tepkisel uygulamalar, bireyin engellenmeye karşı olan tepkiselliğini tetikleyecek etkenler olabilmektedir. Bu durumda bireyin streotipik hareketlerini sınırlamaya yönelik olarak alınacak ön­lemlerin yine bireyin davranışsal özelliklerine uygun olarak tespit edil­mesi gerekmektedir.

 

Bireyin sergilediği ve artık onun için vazgeçilmez birer unsur olan streotipik hareketler ne görmezden gelinmeli ne de bireyin bun­dan aniden vazgeçmesi beklenmelidir.

Aileler, çocuklarda görülen streotipik hareketleri, onların belli başlı yeterliliklerini ön plana çıkarmak adına, henüz küçük yaşlarda pek fazla önemsememektedirler. Bu yüzden, zaman ilerledikçe bu davranışlar artık bireyin kalıplaşmış davranışları halini almaya başlamaktadır. Artık, bu davranışlar sık tekrarlanmaya ve eğitimsel faaliyetleri engellemeye baş­ladıkça, ailelerin bu konu üzerindeki hassasiyetleri de fazlalaşmaktadır. Ancak, ilerleyen yaşına bağlı olarak, birey streotiplerini daha da benim­semiş olacağından bunların azaltılması ya da yok edilmesi güçleşecektir. Dolayısıyla, henüz erken yaşlarda yeni yeni oluşmaya başlayan streotipik hareketler tespit edilmeli, bireyin bu hareketleri hangi şartlarda, ne sıklık­la ve nasıl yaptığı kayıt altına alınmalıdır.

Streotipik hareketlerle ilgili çalışmaların asıl prensibi bu hareketlerin öncelikle azaltılması olmalıdır. Tekrar sayısı belli ve engelleyici olmayan bir düzeye indirgenen streotipik hareketler, bir sonraki aşamada ya bir başka davranışa dönüştürülecek ya da yeni kazandırılacak bir davranışın ön koşulu halini alacaktır.

Küpleri, salonun ortasındaki bir masanın üzerine sıralayan bir çocu­ğa, okuma-yazma çalışmaları için üzerinde harfler ve rakamlar olan küp­lerin kabul ettirilmesi; ellerini sürekli olarak masaya-sıraya vuran bir otistiğin vurmalı çalgılarla ritimler oluşturmasının sağlanması; mandalları uç uca ekleyen bir otistiğin basit maketlerin yapımına yönlendirilmesi bu tür çalışmalara verilebilecek örneklerden bazılarındandır. Özel eğitim ge­reksinimi olan bireylerin nesnelerle olan ilişkilerini doğru bir temele oturtmak, nesneleri oyun etkinlikleri içerisinde amacına uygun olarak kullanmalarını sağlamak, streotipik hareketleri azaltmada ve onları yeni davranış biçimlerine dönüştürmede etkili olacaktır.

 

 

TİKLERİN GÖZLENEBİLİR ÖZELLİKLERİ:

 

Engelli çocuklarda tik problemleri

Tikler, özel eğitime muhtaç bireylerin bir çoğunda yaygın olarak görülmektedir.

 

Streotiplerle “tik”ler birçok durumda birbirine karıştırılabilir. Bunları ayırt etmek bazen güçtür.

 

Ancak, tikin çoğunlukla yüz bölgesinde görüldüğünü söylemek mümkündür.

 

Kaşların, gözlerin, göz altı kaslarının, dudakların, burnun, saç de­risinin vs. hareketlenmesi biçiminde ortaya çıkarlar.

 

Bununla birlikte ellerin, kolların, bileklerin, omuzların hareket ettirilmesi, burnun, boğazın, diş aralarının temizlenmeyi andırır hareketleri, dilin ağız içi ve dışında hareket ettirilmesi, “tik” bi­çiminde görülebilmektedir.

 

GÜLME-AĞLAMA

Otistik bireyler ortada gözle görülebilir herhangi bir neden yokken kahkaha atar ya da gözlerinden boncuk boncuk yaşlar süzülürken görebi­lirsiniz. Ne ortamdaki uyaranlar ne de bir müdahale değildir onları güldü­ren ya da ağlatan. “Otistik varoluş” özelliklerinden kaynaklanan, “ken­dilerine has durumyüzünden nedensiz olarak gülebilmekte ve ağlayabilmektedirler.

 

OBSESİYONLAR

Otistik bireylerin birçoğu, günlük yaşamdaki değişikliklere (nesne, yer, durum değişiklikleri) karşı tepki gösterirler. Bu durum otizmin tipik özelliklerinden biridir. Otistik birey “durumun aynılığı” üzerinde dire­tebilir. Günlük yaşam içerisinde çok önemli olmayan bir değişiklik, ör­neğin odadaki bir eşyanın yerinin değiştirilmesi, otistik birey tarafından tepki ile karşılanabilir. Birey, durumun eski haline gelmesi için ısrar eder, hiç başlatmadığı bir iletişimi başlatabilir, öfke nöbeti geçirebilir hatta çevresine zararlar verebilir.

Terliklerinin her zaman durduğu yerden farklı bir yere konması, du­vardaki saatin yerinin değişmesi gibi örnek olarak verilebilecek daha bir­çok durumda birey aşırı sinirli hale gelebilir ve mutsuzluk yaşayabilir.

Aynı şekilde, herhangi bir konu üzerinde ısrarla durmaları sık rastla­nan bir davranış biçimidir: Günler önce yaşadıkları bir olayın içinde ge­çen bir cümleyi saatlerce tekrarlar, kendi kendilerine, o cümlenin etrafın­da sistematik olmayan mantık örgüleri oluşturabilirler. Belli bir süre son­ra takılıp kaldıkları o cümle farklılaşabilir, yerini bir başka cümle alabilir.

 

OBSESİF DAVRANIŞLARA BAZI ÖRNEKLER:

Şimdi 15 yaşında olan E. mandallara aşın düşkündü. Her sabah elinde birkaç mandalla okula gelir onları sallar, uç uca ekler, ya­nından hiç ayırmazdı.

 

F. ise araba markalarının hemen hepsinin ismini bilir, tanıştığı insanlara ilk olarak bir arabaya sahip olup olmadığını ve marka­sı sorardı.

 

S. sabahları annesinden duyduğu “kahvaltın seni bekliyor’' sözü­nü gün boyunca tekrarlamaktan bıkmaz, sizin vereceğiniz tepki­leri ise umursamazdı.

 

Tüm bu durumlar, özel eğitim gereksinimi olan çocukların bir çoğunda görülebilir. Obsesiyonları ile ilgili söyledikleri ile, sor­dukları sorularla, karşısındakinin ilgilenip ilgilenmediğine bak­maz, bunu fark etmez, takıntı yaptıkları şeyleri yinelemekten usanmazlar.

Giyeceklerinden sarkan bir ip parçasıyla saatlerce oynayabilir, incecik bir kağıt parçasını hiç yırtmadan dakikalarca havaya sa­vurabilir, küçük bir oyuncağın dönüşünü hiç usanmadan izleye­bilir.

 

MERASİMLER (RİTÜELLER)

Özel eğitim gereksinimi olan bireylerdeki obsesif-kompülsif belirtiler çoğu zaman ritüellere dönüşerek ortaya çıkabilir. Ritüelleri tamamlama, sonlandırma konusunda ısrarcıdırlar. Bu uğurda yaralanmayı, azarlanma­yı, cezalandırılmayı bile göze alabilirler.

 

Örneğin; çalışmayı tamamladığında, pastel boyaların her birini ışığa doğru tutup, havada bir kez döndürüp, kutusuna koymak.

Pantolonunun fermuarını birkaç kez açıp kapamak.

Kapının koluna 4 kez dokunduktan sonra açmak.

Sınıfına gitmeden önce kattaki tüm sınıfların kapılarını açıp bak­mak, ritüellerinden bazılarıdır.

 

 

Hoşa Gitmeyen Uyaranlar (Ceza)

 

Engelli Çocukları Eğitme de Ceza Metodu

Çocuğun ruhsal durumunu bozmamak şartıyla; ona, yaptığı davranışın olumsuz olduğu ve bunun kabul edilmezliğini göstermek üzere ceza uygulaması bir eğitim modeli olarak uygulanmaktadır. Yine de ceza en son başvurulması gereken bir tekniktir. Her uygulamada olduğu gibi amaç bireyin sergilediği problem davranışları azaltmak yok etmek ya da davranışın bir başka biçime dönüştürülmesini sağlamaktır.

Bireylerin eğitimi sırasında mümkün olduğu ölçüde en son başvurulması gereken bir teknik olan cezalandırmanın uygulanması sırasında çok hassas davranılması gerekir.

Biçimi ve yöntemi doğru uygulanmayan cezalar, bireyde telafi edilemez hasarlara neden olabilir. Bireyin eğitime olan yatkınlığı uzun süreli olarak engellenebilir. Verilen cezaya bağlı olarak bireyin doğru ile yanlış, uygun ile uygun olmayan arasındaki farkı hissetmesi, kavraması ve giderek doğru ve uygun olana ulaşması hedeflenir.

Özel eğitime muhtaç olan bireylerin grup eğitimleri sırasında ceza uygulamaları bazı durumlarda grubun diğer üyeleri üzerine örnek durum etkisi yaratabilir. Grup içerisindeki bir bireyin aldığı ceza ile içine düştüğü durum, diğer üyeler için hem bir uyarı hem de model özelliği taşıyacaktır.

Yukarıda sözü edilen olumlu taraflarına rağmen yanlış kullanıldığında çok kötü sonuçlar doğurabilecek ceza yöntemi uygulanırken şunlara dikkat edilmelidir:

·         Problemli davranışları ne kadar çok olsa da özel eğitime muhtaç çocuklar için ceza en son düşünülecek şey olmalıdır.

·         Diğer tüm insanlar gibi hiçbir özel eğitime muhtaç birey (eğer ceza yanlış kullanılarak bir pekiştireç halini almamışsa) cezalandırılmaktan hoşlanmaz. Aldıkları ceza sonrasında diğer bireyler gibi tepki vermiyor olmaları onların etkilenmedikleri sonucunu doğurmaz. Hele de böyle bir bakış açısı yüzünden cezanın dozunu arttırmak hem insani hem de eğitimsel açıdan bir felaket olacaktır.

·         Ceza uygulamasında bireyin eğitimcisini örnek alacağı akıldan çıkarılmamalıdır; Eğitimsel yaşantılar içinde, karşısında her olumsuz duruma öfkelenerek, hiddetlenerek fiziksel güç kullanarak karşılık veren eğitimciler gören birey, ilerleyen zaman içinde eline fırsat geçtiğinde ya da fiziksel olarak karşısındakini alt edebileceğini düşündüğü anda, model aldığı öfkeli insanı ve onun davranışlarını taklit etmekte tereddüt etmeyecektir.

·         Kontrolsüz bir öfke ve ölçüsüz bir şiddete maruz kalmış bireyler ürkek ve korkak bir ruh haline bürünebilirler.

 

A.  ve T. örnekleri bu anlamda dikkat çekicidir:

T. ölçülü ve karşılıklı sevgi, saygı ve iş birliğinin olduğu bir ailenin çocuğu. T.’nin anne ve babası çocuklarının aldığı eğitimi önemsiyor ve değer veriyorlar. T.’nin eğitiminin her aşamasında öğretmen ve idarecilerle iş birliği içerisine giriyor ve üzerlerine düşeni yapmak için samimi bir çaba gösteriyorlar. T.’nin kardeşi, özel eğitime muhtaç bir bireyin kardeşi olmanın tüm gereklerini yerine getiriyor. Başarılı bir öğrenci ve abisinin eğitiminde ailesine önemli oranda yardım ediyor. T. zaman zaman eğitimcilerin farkında olmadan yükselttikleri ses tonundan oldukça rahatsız oluyor. Ancak, T., A.’nın aksine yüzüne karşı okşamak için de olsa uzatılan bir elden kendisine yöneltilen bir cisimden, terlikten, cetvelden kesinlikle ürkmüyor ve kaçmıyor. Elbette korktuğu şeyler de var. Ancak her haliyle, evde fiziksel bir cezaya çarptırılmadığı, dövülmediği, azarlanmadığı belli oluyor. Hatta, T. karşısındakine asla vurmuyor; belki vurmayı bilmiyor ya da öğrenmemiş.

A. ise oldukça ürkek, korkak ve tedirgin bir çocuk. Aile içinde şiddet görüyor, sınıf arkadaşlarından çekinmiyor, ancak etrafındaki tüm yetişkinler onun için tehlikeli birer yaratık. Her gün saatlerce birlikte olmasına rağmen öğretmenlerinden bile ürküyor. A. İle kucaklaşma, el ele tutma, okşama çalışmaları yapılıyor. Fiziksel yakınlık gerektiren oyunlar oynanıyor.

Bir an A’nın artık korkmadığını, o ürkekliğin ortadan kalkmış olabileceğini düşünüyorsunuz. Fakat ortamdaki en ufak ses yükselmesi, kendisi ile faaliyet yapanların dışında birisinin ortama dahil olması ile eski A. geri geliyor. Bunlar olmasa bile A. bir sonraki gün zaten o ürkek tavrını yeniden kuşanıyor.

Ceza uygulamaları sırasında dikkat edilmesi gerekenler şunlardır;

·         Ceza uygulaması davranışın azaltılması, değiştirilmesi ve dönüştürülmesi amacına hizmet edeceği için pekiştireçlerin kullanılması sırasındaki genel ilkeler burada da geçerli olacaktır.

·         Ceza uygulanmasında kesin olarak tutarlılık esastır. Yanlış ve tutarsız uygulanan bir ceza bireyde hem ruhsal hem de problem davranışın kalıcı hale gelmesi açısından olumsuz etki yaratacaktır.

·         Aynı problem davranış her seferinde cezalandırılmalıdır.

·         Cezalandırılmış bir davranışa farklı zamanlarda ödül verilmemelidir.

·         Ceza ile problem davranışın sergilenmesi arasında uygun bir süre olmalı; davranışın sergilenmesinden çok sonra, bireyin bağlantı kuramayacağı bir zamanda ceza uygulanmalıdır. Aksi halde birey, neden cezalandırıldığını anlamayacak ve söz konusu ceza caydırıcı olmaktan çıkacaktır.

·         Verilen cezanın şiddeti, süresi, sıklığı mutlaka iyi planlanmalıdır. Fiziksel acı uyandıran cezalara sıkça başvurmamaya özen gösterilmelidir.

·         Ceza uygulamaları sırasında bireyin tipik özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır. Eğer birey iyi tanınıyorsa ona uygun cezalar bulmak ve sonuç almak daha kolay olacaktır. Bu durum çoğu zaman fiziksel cezalara başvurmayı engelleyecektir.

Y. sürekli olarak avucunun içini, parmaklarını yalayan sevimli bir otistikti. Yalama davranışı ona sosyal hayatında zorluklar ve dışlanmalar yaratıyordu. Öğretmenleri başlangıçta Y.’ye plastik eldiven giydirdiler. Elbette, kısa bir süre içinde Y. eldivenleri çıkarıp attı. Bunun üzerine Y’nin avuçlarının içine öğretmenlerinin hazırladığı acı bir sıvı sürüldü. Bu yöntem aileye de önerildi.

Bu tür örnekler çoğaltılabilir. Özel eğitim gereksinimi olan bir çok bireyin aile içi şiddete ve istismara uğradığı ortadadır. Ne kadar problemli davranışları olsa da baş edilemez, eğitilemez, iflah olmaz gibi haksız biçimlerde tanımlansalar da; onların her biri birer kar tanesi, onların her biri birer prens çocuk aslında. Ne dövülmeyi ne horlanmayı asla hak etmeyen yavrular onlar. Cam fanusların içinden kurtarılmayı bekleyen suçsuz inşalar. Eğer eğitimleri için yapılması gereken şeyleri eksik bırakıyor, umutsuzluğa kapılıyor, onları yük gibi görüyor ve yeteri kadar çabalamıyorsak, asıl suçlular ve cezalandırılması gerekenler bizleriz.

 

 

AYRIMLI PEKİŞTİRME:

 

Engelli Çocukların Eğitiminde Ayrımlı Pekiştirme Metodu

Seyrek olarak gerçekleştirilen davranışları, azaltılmak istenen davra­nış hiç gerçekleşmediğinde; olumlu bir başka davranışı, hedef davranış göz ardı edilerek onun karşıtı olumlu bir davranışı pekiştirmek amacıyla belirlenecek uygun pekiştireçlerin kullanılması esasına dayalı bir metot­tur.

 

Ayrımlı pekiştirmede, hedeflenen davranışın azaltılması için pekiştireç kullanımı söz konusudur.

 

Ayrımlı pekiştireç tekniklerinin kullanıldığı yerleri göstermek amacıyla bazı örnekler vermek gerekirse; birçok bireyde baş gösteren tekrarlama davranışları-obsesyonlar, belli bazı davranışları uygun biçimde ve uygun tekrar sayısında yapmalarını başlangıçta olumsuz etkileyecektir. Elbette çocuğun davranışı uygun tekrarda yapması ve davranışı kabul edilebilir biçimi ile sergilemesi eğitimin esas hedefidir.

Birey bazı davranışları uygunsuz sayıda tekrarlıyor olabilir. Davranış eğer uygun biçimde sergileniyorsa pekiştirilecektir. Ancak, örneğin; bi­reyin “elini sabunlama” çalışması sırasında hem sudan hoşlanıyor olma­sı hem de sabunla oynama isteği yüzünden dakikalarca elini sabunluyor olması, burada “uygun olmayan bu tekrarın azaltılması” söz konusudur. Sabunun ele “az miktarda” sürülmesi gerçek bir problem değildir. Sorun “elini sabunlamak" ve “temizlemek" yerine amacından saparak sabunla oynamasıdır.

Bu teknikle, istenilen süre ve tekrarda yapılmayan davranış pe­kiştirilmeyecek; belirlenen süre ve sayıda tekrarlanan davranış ise pekiştirilecektir. Olumlu davranış ile olumsuzluğun aynı anda değer­lendiriliyor olması, davranışın yavaş yavaş değişmesini, ancak bire­yin bu değişimi daha kolay kabullenmesini sağlayacaktır.

Bu yönüyle, bu tekniğin, birincil düzeydeki, bireyin tehlikeli ve ken­dine zarar veren davranışlarımın azaltılmasında kullanılması doğru olma­yabilir.

 

Başka davranışı pekiştirme:

Bireyin dolu bir bardaktaki suyu sürekli olarak dökme davranışı ser­gilediğini varsayalım: Bireyle yapılacak “bardaktan su içebilme" ça­lışması sırasında birey, suyu hiç dökmez ve kendisine verilen yönergeyi yerine getirir ise çalışma sonunda bireyin yaptığı ilk davranış pekiştirilir.

Bu tekniğin uygulamasında problemli davranışın birey tarafın­dan hiç sergilenmemesi gerekir. Bu durumda ilk olumlu davranış uygun biçimde pekiştirilir.

 

Karşıt davranışları pekiştirme:

Bir eli ile sürekli başına vuran bir bireyi düşünelim: Bireyin, birincil türden bu problem davranışı gerçekleştirirken, uygun yerlerine, basıldı­ğında bireyin hoşuna gidecek sesler çıkaran ya da görüntü değiştiren bir oyuncak verilir. Birey başına vurmayı azaltarak, giderek bırakacak ve hoşuna giden oyuncağa ilgisini yoğunlaştıracaktır.

Ancak buradaki hassas nokta sözü edilen oyuncağın çocuk için “pekiştireç” olma özelliğini mutlaka taşımasıdır.

 

Bu teknik özel eğitim gereksinimi olan bireylerdeki başlıca streotipik davranışlarla, birincil türdeki problemli davranışların azaltılması için kullanılabilir.

 

 

GÖRMEZLİKTEN GELME:

 

Engelli Çocukların Eğitiminde Görmezlikten gelme metodu

 

Görmezlikten gelme, çocuğun problem davranışı sergilemesi sı­rasında onunla olan iletişimimize bir süre ara vermektir.

Bireyin problem davranışı tehlikeli, zarar verici bir davranış değilse ve birey bu davranışı daha çok dikkat çekmek için yapıyorsa “etkin al­dırmazlık” tekniği ile sonuç alınabilir.

Bu metotla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken belli başlı konu­lar şunlardır:

 

*                     Dikkat çekmek için problemli davranış sergileyen bireye bağır­mak, vurmak ya da bir başka şekilde müdahalede bulunmak, onun “ilgi çekme” amacına hizmet edecek ve bir anlamda ödü­lünü almış olacaktır.

*                     Görmezlikten gelme metodunu uygulamak, başlangıçta güçlükle­re neden olabilir. Öncelikle, çocuk ilgi çekmek için başvurduğu ve çoğu zaman kabul gören davranışlarının artık önemsenmedi­ğini, karşısındakinin ilgi göstermediğini gördüğünde önce şaş­kınlığa düşecektir. Bunun ardından bireyin kızgınlığı gelebilir ve problem davranışı daha da yoğun olarak sergileyebilir.

 

* Ancak ne olursa olsun ilgi çekmek amacıyla sergilenen problem davranışa verilecek tepkiler “dolaylı olarak ödül” niteliğinde olacaktır. Bu nedenle birey problem davranışı sergilediğinde odadan çıkarak bir başka yere gitme, çocuğa arkanızı dönüp yap­tıklarıyla ilgilenmeme biçimlerinde görmezlikten gelinmelidir.

 

Bu metodun etkili olabilmesi için, uygulayıcının kesinlikle karar­lı ve tutarlı olması gereklidir.

Aynı oda içerisinde iken çocuğun uygulayıcıya karşı yönelimi olabilir. Uygulayıcının üstüne atlama, ayaklarına sarılma, elbise­leri çekiştirme gibi. Uygulayıcı, jest ve mimiklerine hakim olarak duygularını belli etmemelidir.

Çocukla göz göze gelmemekle beraber, sözel ifadelerden de ka­çınılmalıdır.

Oda içerisinde başka bir işle ilgilenilebileceği gibi uygun bir sü­reliğine dışarı da çıkılabilir.

Bu tekniğin bir başka önemli basamağı ise problem davranışın bitmesinin hemen ardından çocuğa pekiştireç verilmesidir. Bu yolla çocuk olumsuz davranışın ilgi çekmediğini gördüğü gibi bunun sona ermesinin ardından ödülün geldiği mesajını alacaktır.

Görmezlikten gelme metodunun uygulanışı sırasında çok dikkat edilmesi gereken bir başka konu daha vardır: Görmezlikten gel­me çocuğun problemli davranışı sergilediği sırada onunla olan iletişimin yoğunluğunu düşürme/iletişime ara vermedir. Bu du­rum bireyin kendisini yok saymak ya da üzerinde çalışılan etkin­liği görmezlikten gelmek demek değildir.






Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER Ekonomi Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Osman Zeki Öner
    Osman Zeki Öner
  • Osmanlı
    Osmanlı
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Aytaç Doğan İç Benim İçin
    Aytaç Doğan İç Benim İçin
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
VİDEO GALERİ
YUKARI