Öztrak, şu ifadeler de bulundu:

SARAY İLİMLE DEĞİL, ZAM VE ZULÜMLE YÖNETİYOR

Ülkemiz iki yılı aşkın süredir, derin bir buhranın içinde. 2018’de başlayan “ekonomik kriz”, derinleşen “devlet krizi” ve “salgınla” birleşerek, şiddetli bir buhrana dönüştü. Meşhur sözdür: “Bir ülke ya ilimle, ya da zulümle yönetilir.” Saray ve ortaklarında ilim yok. O nedenle koskoca ülkeyi, “Zam ve zulümle” yönetmeye çalışıyorlar. Ne hak, ne hukuk, ne de adalet tanıyorlar.

 

 

BİLİM ÖZGÜRLÜKLE MÜMKÜN

Ülkeyi yönetenlerin bilimle araları hoş değil. Özgür düşünceyle araları hoş değil, akademik özgürlüklerle araları hiç hoş değil. Özgür üniversite kavramıyla araları hoş değil. Üniversiteler sadece bir kampüsten ibaret değil. Bu fiziki mekânı, bir bilim yuvası yapan; öğretim üyeleridir, öğrencileridir, emekçileridir. Ancak bilginin üretilmesi özgürlüğü gerektirir. Bunu da sağlayan bilimsel ortamı nasıl yönettiğinizdir. Bu nedenle dünyanın saygın üniversitelerinde yöneticiler, üniversitelerin geleneklerine, dokusuna uygun olarak belirlenir. Çoğunda da liyakat ilkesi dikkate alınır. Üniversitelerin mütevelli heyetleri tarafından bu kişiler seçilir.
 

OHAL’DEN SONRA “OLAĞANLAŞAN” DÜZEN

Bilimle arası iyi olmayan saray, bir ay önce, Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne bir kayyum atadı. Atama dünyada kabul görmüş yöntemlere göre yapılmadı. Boğaziçi Üniversitesi’nin teamüllerine de hiç uygun değildi yapılan atama. OHAL döneminde başlayan ve OHAL’den sonra da olağanlaştırılan, bir düzenlemeye dayanarak saray bu atamayı yaptı. Kayyum siyasi bir isim… Ehliyeti, liyakati tartışmalı. Beyanatları ise yalanlı, tezinde “intihal”, yani “akademik hırsızlık” iddiaları da cabası.
 

TEPKİLER MEŞRUDUR, İTİBARSIZLAŞTIRMAYA KARŞI UYANIK OLUNMALI

Boğaziçi Üniversitesi’nin öğretim üyeleri ve öğrencileri de haklı olarak, bu atamaya demokratik tepkilerini gösterdiler. Bu tepkiler son derece meşrudur. Bu barışçı direniş son derece haklıdır. Bu tepkiye ve direnişe sonuna kadar elbette sahip çıktık başından itibaren çıkmaya da devam edeceğiz. Ancak Boğaziçililerin haklı ve meşru taleplerinin itibarsızlaştırılmasına, kirletilmesine yönelik her türlü provokasyona, tahrike karşı da öğretim görevlileri, öğrenciler, hepimiz uyanık olmalıyız. Bu provokasyonlara ve provokatörlere izin vermemeliyiz.
 

NEFRET DİLİNİ VE HAKARETİ KABUL ETMİYORUZ

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, inanların inançlarına yönelik aşağılamaları da; insanların “tercih” ve “yaşam tarzına” yönelik nefret dilini ve hakareti de kabul edemeyiz. Hukukun siyasetin oyuncağı yapılmasını ret ederiz. Savcıların talimatla suçun vasfını değiştirerek, öğrencileri tutuklamasını, yapılan tahrik ve kışkırtmanın bir devamı olarak gördüğümüzü burada açık seçik ifade edeyim.
 

İÇ İŞLERİ BAKANININ KULLANDIĞI “SAPKIN” DİL NEFRET SUÇUDUR

Ülkenin polis teşkilatının emanet edildiği İçişleri Bakanı’nın, yaşam tarzı ve tercihler üzerinden kullandığı “Sapkın” dil bir nefret suçudur. Bunu kınıyoruz. Görevleri toplumun hassasiyetlerini kaşımak değil, provokasyonları önlemek olan saray ataması şürekânın, nefret naraları, linç dili, bu işin senaryosunun belli mahfillerde yazıldığı izlenimini giderek güçlendirmektedir. Nitekim bugün AK Partinin İl Kongrelerinde bu nefret söylemi en üst perdeden devam etmiştir.
 

OY DEVŞİRMEK İÇİN TOPLUMU BÖLÜYOR

Biz, oy devşirmek için toplumu bölüp, parçalayan, her türlü değeri istismar etmekten çekinmeyen, riyakâr bir siyasi anlayışla mücadele ettiğimizin tabi ki farkındayız. Bu anlayışın niyeti son derece kirlidir. Mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim ile dalga geçen, rüşvetçi bir bakan eskisini, bu ülkenin Büyükelçisi yapanların, Kabe’yi pastalarına maket yapıp, kesenlerin, Kabe’nin etrafına oteller, AVM’ler yapılırken sessiz kalanların, ne inanların kutsalını, ne de Kabe’yi savunmak gibi bir dertleri olmadığını da çok iyi biliyoruz. Türkiye bu riyakâr, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı siyasetten, artık çok yoruldu, çok çekti.
 

BOĞAZİÇİ DİRENİŞİNE DESTEK VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ

Biz, Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlileri ve öğrencilerinin, haklı ve barışçı direnişlerine destek vermeye devam edeceğiz. Bu meşru direnişi itibarsızlaştıracak tahriklerle de mücadele edeceğiz. Ve yine bu olayların, milletin gerçek sorunlarının karartmak için kullanılmasına da asla izin vermeyeceğiz.
 

HALA DERS ALMADILAR

Saray Hükümeti, milletin sorunlarını, dertlerini görmüyor, milletin sesini duymuyor. Çarşı, pazar yangın yeri olmuş, marketlerde yağa, peynire, hatta bebek mamasına kadar, her şeye alarm takılıyor. Bıçak kemiği artık delip geçmiş. Ülkeyi 19 yıldır yönetenler, milletin sorunlarına kulaklarını tıkamış. Mutfaktaki boş tencerelere buldukları yeni çözüm, her dükkâna bir alarm takmak, bakkala, manava polis dikmek… Ülkeyi bundan önce krize soktukları dönemde de, soğan depolarına baskın verip fiyat düşürmeye kalkmışlardı. Soğanını depolayan üreticiyi “terörist” ilan etmişlerdi. Sonunda karda, kışta milleti soğan patates kuyruklarına mahkum ettiler. Hala ders almamışlar.
 

ALMADIĞINIZ BİR CANIMIZ KALDI

Ortada tam bir beceriksizlik var. Esnaflarımız zaten zor durumda; “Almadığınız bir canımız kaldı” diye feryat ediyor. Bu salgın döneminde, geliri düşmüş, borçları katlanmış. Dükkânlar kepenk kapatıyor, caddeler satılık-kiralık dükkân ilanından geçilmiyor. Ama saray esnafın feryadını duymuyor, halini görmüyor. Sarayın kibirlisi de milletle alay eder gibi “Kapanan dükkân yok” diyebiliyor. Bir pazarcı esnafı, “Bu tehdidi anlamadım. Zaten bitik durumdayız, daha canımızı mı alacaklar?” diye feryat ediyor. Çiftçi “Yandım” diye bağırıyorsa, esnaf “Yetişin” diye bağırıyorsa, vatandaş “Canıma yetti” diyorsa, o zaman sorun nerede? Doğru teşhis olmadan, tedavi olmaz.
 

ERKEN UYARI SİSTEMİ BUYSA, GEÇ OLANINDAN ALLAH KORUSUN

Önce doğru teşhis gerekiyor. Ama saray bildiği en iyi işi yapıyor. Önce esnafı suçluyor, sonra da işi “komisyona havale” ediveriyor. Yıllar önce kurulan “Gıda Komitesini” alayiş valayişle yeniden topluyor. Beş yıldır kuramadıkları “erken uyarı sistemini” şimdi, kurma kararı alıyor. Dile kolay beş yıl geçmiş. Ortada hala bir sistem yok. Erken diye diye anladıkları buysa, Allah bunların geçinden milletimizi korusun.
 

ÇİFTÇİ İNİM İNİM İNLİYOR

Üreticinin maliyetleri her geçen gün artıyor. Çiftçi, bir yandan ithalatla köşeye sıkıştırılıyor. Diğer yandan tohum, mazot, gübre fiyatlarının altında ezdiriliyor. Sadece gübrede bir yıllık fiyat artışı yüzde 90’a yaklaştı. Çiftçinin kullandığı gübrenin önemli bir bölümü ithal, kalanının da içinde kullanılan kimyevi maddeleri onlarda ithal. Sadece 2020 yılında 4 milyon tondan fazla gübre ithal etmişiz. Karşılığında da 1 milyar dolardan fazla dışarıya para ödemişiz. Gemlik Gübre özelleştirilmiş, Samsun Gübre özelleştirilmiş, AK Parti döneminde gübre üreten, ya da gübre üretiminde kullanılan cevherleri üreten 7 fabrika birden özelleştirilmiş. Eskiden gübre ucuzken depolayıp, yıl boyunca uygun fiyattan çiftçiye satan TZDK kapatılmış. Sonuç, çiftçi gübre fiyatlarının altında inim inim inliyor.
 

Bu Hükümet çiftçiye kanunun ver dediği desteği vermiyor. 2007’den 2020’ye kadar hükümetin çiftçiye destek ödemelerinden borcu 177 milyar lira. Saray hükümeti, çalgılı türkülü eğlencelerle gününü gün ederken, her bir çiftçi ailesine 81 bin 632 lira borç takmış. Şimdi hükümet çiftçiye hak ettiği desteği ödemeyince, çiftçi ne yapsın? Çiftçi de bankaya, kooperatife borcunu ödeyememiş. Ama çiftçinin haciz yetkisi yok, bankanın haciz yetkisi var. Tarlalar, traktörler hatta ineler bile haczediliyor. Sonuçta da çiftçinin alın teri, bu ülkenin verimli topraklarıyla bir türlü buluşamıyor. Bu hükümet kendi çiftçisini destekleyeceğine, bu ülkenin topraklarında üreteceğine, Sudan’da Nijer’de tarım yapmaya kalkıyor. İthalatla elin çiftçisini abat ediyor.
 

SENELERDİR SÖYLÜYORUZ, ŞİMDİ AKILLARINA GELDİ

19 yıldır doğru dürüst bir dağıtım ve pazarlama zinciri oluşturamadılar. Her yerde pıtrak gibi market zincirlerinin açılmasına izin verdiler. Şimdi timsah gözyaşı döküyorlar. Bu zincirler fiyatları internetten haberleşerek yükseltiyorlarmış. Kim yazıyor bunu? Bir yandaş medya yayın organı. Senelerdir; “Bunlar tekel oldu hem üreticiyi, hem mahalle esnafını, hem de milleti batırıyorlar” diye barbar bağırdık. Şimdi mi aklınıza geldi.
 

HAYAT PAHALILIĞININ NEDENİ SARAY’IN KÖTÜ YÖNETİMİ

Son 10 yılda İstanbul’da her 100 bakkaldan 30’u kapanmış. Anadolu’da durumun çok daha kötü olduğunu da biliyoruz… Yine taşıma maliyetlerini düşürmek için 19 yıldır bu iktidar ne yapıyor? Taşımacılıkla uğraşan esnaflarımız, “Yol paraları olağanüstü arttı. İstanbul’da köprüden geçip, Avrupa yakasına mal götürecek kamyon bulmak mesele” diyor. Saray’ın “Bir kuruş bile vermeden yaptırıyoruz” diye anlattığı dolarla, avroyla garanti verilen yol, tünel ve köprü fiyatları da gıda fiyatlarının artmasının arkasındaki bir başka sebep… Yani milleti canından bezdiren pahalılığın nedeni çiftçi değil, esnaf değil, kamyoncu değil, üstüne basa basa söylüyorum Sarayın kötü yönetimi… evet Sarayın kötü yönetimi.
 

YANDAŞA VERDİĞİNİZ DÖVİZLİ GARANTİLERİ DE TL’YE ÇEVİRİN

Bu arada buradan bir kere daha çağrıda bulunuyoruz. Madem yenilenebilir enerjide dövizli alım garantilerinden vazgeçip bu garantileri TL’ye çevirebiliyorsunuz. O halde şu yandaş Saray müteahhitlerine verdiğiniz dövizli garantileri de TL’ye çevirin. Milletin, sırtına yüklediğiniz milyarlarca liralık yükü biraz hafifletin. Biz gelip gereğini yapana kadar, vatandaşı biraz rahatlatın. Saray hükümetini uyarıyoruz. Hayali düşmanlarla uğraşmayın. Bir kerede sorumluluğunuzu bilin. Şu pahalılığı çözün. Esnaflarımızı; “Fiyatları düşürmezseniz sonunuz kötü olur” diye tehdit etmekten vazgeçin.
 

YAŞANANLARIN SORUMLUSU SİZSİNİZ SAYIN ERDOĞAN

Üretimdeki plansızlıktan kim sorumlu? Desteklerdeki yetersizlikten kim sorumlu? Girdilerde dışa bağımlılıktan kim sorumlu? Girdi maliyetlerindeki olağanüstü artıştan kim sorumlu? Satış ve pazarlama kanallarındaki aksaklıklardan kim sorumlu? Bunların sorumlusu esnaf değil. Bunların sorumlusu 19 yıldır iktidarda olup, yönetemeyen de, çözüm bulamayan da. Bunların sorumlusu sizsiniz, siz Sayın Erdoğan.
 

ÜLKEYİ KARA MİZAH ÜLKESİNE ÇEVİRDİLER

Şimdi bula bula; PTT’ye ucuz Ayçiçek yağı sattıracaklarmış. Millete icra tebligatları taşıyan PTT, şimdi de ucuz yağ satacakmış. Güler misiniz, ağlar mısınız? Ama o kadar beceriksizler ki, onu bile ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Ucuz ucuz dedikleri yağlar, üreticinin kendi sitesindeki etiketlerden yüzde 25 daha pahalı çıktı. Hakikaten bu beceriksizlik bu ülkeyi kara mizah ülkesi yaptı.
 

YAZIKTIR GÜNAHTIR

Vatandaşlarımızın iktidar koltuğunda oturanlardan beklediği, devletin “şirket gibi” değil, “devlet gibi” yönetilmesidir… Bunun önemini bu salgın döneminde yaşayarak hep beraber görüyoruz. Devlet, milletin “Yaşamaya değer” bir hayat sürmesini temin etmek için vardır. Oysa Saray rejimi, ülkede beş maskeyi bedava dağıtamadı, 40 yıl vergi veren esnafa 40 gün bakamadı. Şimdi de aşıyı doğru dürüst getirip yapamıyor. Yaşlı başlı dedeler, nineler “aşı kalmadı” diye; zar zor gittikleri hastane kapılarından döndürülüyor. Bir de diyorlar ki yeniden randevu alacaksınız. Yazıktır günahtır.
 

SARAY’IN GÜNDEMİNDE MİLLET YOK

Bu ülkede insanlar sarayın ekonomisi yüzünden canlarına kıyıyor. İzmir Buca’da gencecik bir müzisyen, iki de evlat sahibi, salgın nedeniyle alınan tedbirler yüzünden aylarca işsiz kalmış. Ve yaşadığı bunalımdan çıkamayarak canına kıymış. Bu ülkeyi yönetenlerin gündeminde umudunu yitiren genç müzisyenlerimiz var mı? Ne gezer.

Emeklilerimizden Genel Merkezimize telefon ve mektup yağıyor. Bunca yıl çalışıp, emeğinden emekliliği için bir dünya para kesilen, aldıkları emekli aylığı asgari ücretin altında olan emeklilerimiz, faturalarını ödeyemez hale geldiklerini, pazara gidemez, çarşıya çıkamaz duruma düştüklerini söylüyorlar. Bu sesi saraydan duyan var mı? Ne gezer.

Kayseri’de kirasını ödeyemeyen bir kadın esnaf icraya veriliyor dükkanındaki mallar bağlanıyor. “Ödeyemiyorum arkadaş, ödeyemiyorum. Esnaf kazanmıyor. Benim malımı götürürseniz borcumu nasıl ödeyeceğim?” çığlıkları koridorları inletiyor. Bu çığlıkları saraydan duyan var mı? Ne gezer.
Çiftçi bağırıyor: “Holding’in borcuna gelince vergileri affediyorsunuz. Bizim üzerimize çöküyorsunuz. Cumhurbaşkanı faizlerden rahatsızsa, bizim borçlarımızın üzerine bindirilen faizleri silsin. Dört defa Ankara’ya geldik, sesimizi duyan yok. 2 Şubat’ta bir kere daha geleceğiz.” Çiftçinin sesini saraydan duyan var mı? Ne gezer.

İstanbul’da bir ilçe belediyesi sosyal yardım olarak istavrit dağıtıyor. O parti, bu parti ayrımı yapmıyoruz. Allah vatandaşa bu dar gününde el uzatandan razı olsun. Ama 1 kilo balık almak için 3 bin 500 kişinin sıraya girdiğini görünce yüreğimiz sızlıyor. Bunları saraydan gören var mı? Ne gezer.
Bir yardım derneği yöneticisi, “Yardıma başvuran insanların sayısında olağanüstü artış var. Eskiden ‘yardıma ihtiyacı olan var mı’ diye araştırırdık, artık araştırmaya gerek kalmadı. Bu insanların çoğu, yardım istemeyi bile bilmiyor. Çoğu onuruna yediremiyor” diyor. İstanbul İstatistik Ofisi verilerine göre, salgının ardından, bakkallara veresiye yazdıranların sayısı yüzde 32, her 100 kişiden 32’si veresiye yazdırmış. Yine bunların borçlarının miktarı da yüzde 55 artmış. Bu tabloyu Saraydan görebilen var mı? Yok.
 

BORÇLAR GIRTLAĞI AŞTI
Şu dar günde millete destek vereceklerine varsa yoksa borç verdiler. Sadece vatandaşlarımızın tüketici kredisi ve kredi kartı borcu son bir yılda yüzde 44 arttı, 820 milyar TL’ye ulaştı. Bankalarda yakın izlemedeki kredilerin tutarı ise 360 milyar lira, takipteki alacak bakiyesi 150 milyar liraya çıktı. Bunca borç nasıl ödenecek?
 

ZAMANINIZ YOK, İNSAFINIZ DA YOK
Dünyada diğer devletler bu salgın döneminde, vatandaşlarına destek olmak için her şeyi yaparken, Saray 10,5 milyona ulaşan işsizlerimize, hayat pahalılığı altında ezilen millete, bir de Özel İletişim Vergisi’ni artırarak yüklenmeye devam ediyor. Yüzbinlerce öğrencimiz internete ulaşamazken, Özel İletişim Vergisi’ne yüzde 33,3 zam yapıyor. Deprem için getirilen, sonrada kalıcı hale döndürülen bu vergiden AK Parti bugüne kadar 35 milyar doların üzerinde para toplamış. Biz bugün eli kulağındaki Marmara Depremi konusunda, hala güvensiz konutları konuşuyorsak, toplanan bunca para nereye gitti? Ama beyler diyorlar ki buna cevap vermek için zamanımız yok. Zamanınız yok insafınız da yok.
 
ZAMLAR OTOMATİĞE BAĞLANDI
Yine dün bir başka zam haberi geldi. Yeni yıla doğalgaz ve elektrik zamlarıyla uyanmıştık. Dün doğalgaza yine zam yapıldı. Anlaşılan doğalgaz zammı “yüzde 1’er 1’er” otomatiğe bağlanmış. Yine bu sabah Avrasya tüneli geçiş ücretlerine de yüzde 26 zam yapılmış. Hadi bakalım raflardaki, vitrinlerdeki, etiketlerdeki fahiş fiyatların sorumluluğu esnafın. Peki, bu Özel İletişim Vergisindeki zammın, doğalgaz zammının, geçilmeyen tünel ve köprülerdeki zamların sorumlusu kim? Aslında cevap belli. Hepsinin sorumlusu “Sizsiniz, siz Sayın Erdoğan.”
 

PARTİ İLE DEVLET ARASINDA SINIR KALMADI
Saray bizi sürekli yanlış anlamaya devam ediyor. Hatta anlamamaya devam ediyor. Soruyoruz, bu ülkenin 128 milyar dolarını Erdoğan, damadıyla birlikte yok etti. Şimdi bu olay hakkında yani bu ülkeyi tefeciye mahkum eden, yüksek faize mahkum eden, yüksek faiz altında milletin inim inim inlemesine neden olan bu olay hakkında herhangi bir soruşturma açıldı mı? Hayır. Hafta sonunda, Albayrak döneminden kalan iki bakan yardımcısı görevden alındı. Bu atamalar da bu rejimde önemli olanın, liyakat değil, sadakat olduğunu tekrar gösterdi. Bakan yardımcılıklarına; biri seçimlerde AK Parti Milletvekili aday adayı olmuş. Diğeri de eski AK Parti Milletvekili olan ve halen de AK Parti’nin Ekonomi İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı olan iki kişi atandı. Şimdi bunlardan 128 milyar doların akıbetini soruşturmaları beklenir mi? Tabii ki hayır! Bu ucube sistemde eski Müsteşarlık makamı Bakanlık makamı oldu, eski Müsteşar Yardımcılığı makamı da Bakan Yardımcısı makamı oldu. Dolayısıyla bunlara yapılacak atamalarda; liyakat gerekiyor. Ama bu atamalarda liyakat yerine, Saraya sadakatin aranması, bu rejimin niteliğini gayet güzel ortaya koydu. Bu ucube tek adam parti devleti rejimidir. Son atamalar bu ucube vesayet rejiminde, devlet ile parti arasında artık bir sınır kalmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Bugün ülkemiz bir “buhranın” içindeyse, en önemli sebeplerinden biri de, işte bu vesayetçi tek adam yönetim anlayışıdır.
 

REFORMUN ADI VAR KENDİ YOK
Ülkenin sorunlarına bir çözüm bulamayan, artık ülkeyi yönetme kabiliyetini yitiren Saray, aylardır “reform yapacağız” türküsü tutturmuş gidiyor. Bu nasıl bir reformsa 84 gündür adı var kendi yok. 19 yıldır bir ülkeyi yöneten bir yönetimin ülkenin sorunlarını bilmesi ve çözüm için hızla gerekenleri yapmasını beklemek hepimizin hakkı. Ama bunların niyetleri reform falan yapmak değil. Liyakat yerine Saraya sadakati esas alan atamalarında gösterdiği gibi bunların derdi algıyı yönetmek.
 

PAKETTE NE VAR, NE YOK?
Şimdiden soruyoruz; bu reform dedikleri paketin içinde: Cumhurbaşkanının Yüksek Yargıya yapacağı atamalarda, Anayasa’ya karşı hülle yapmasını engelleyecek düzenlemeler olacak mı? HSK’yı istediği gibi tasarlamasını engelleyecek, oraya istediği atamaları yapmasını engelleyecek düzenlemeler olacak mı? TBMM’nin yasama yetkisine ortak olduğu kararnamelere bir sınır getirilecek mi? TCMB Başkanının görevden alınması zorlaştırılacak mı? Düzenleyici Denetleyici Kurumların bağımsızlığı güçlendirilecek mi? Kamu İhale Kanunu AB standartlarına uygun hale getirilecek mi? Beş müteahhide verilen dövizli garantiler, TL’ye çevrilecek mi? Mücbir sebep nedeniyle bu projeler kamuya devredilecek mi? Şu salgın döneminde sosyal yardımları güçlendirecek, milletin gelecek kaygısını azaltacak, bir Aile Destekleri Sigortası sistemi getirilecek mi? Bankalardaki sorunlu kredilerin takibi için stres testleri yapılacak mı? En önemlisi Cumhurbaşkanı parti genel başkanlığını bırakıp, tarafsız olacak mı yeminine uygun olarak? Bunların hepsinin cevabının HAYIR olduğunu biliyoruz. Çünkü Erdoğan bu reformları yaparsa, kendini inkâr eder.
 

REFORMU BİZ YAPACAĞIZ
Ama bunları biz yapacağız. Güçlü bir siyasi iradeyle, ortak akılla, ekonomide doğru politikalarla, bu ülke hızla ayağa kalkacak güce ve potansiyele sahiptir. Biz bunları zamanında yöneticilik yaparken gördük.
 

SARAY’IN TASDİKNAMESİ HAZIR
Bu ülkenin insanları kimin ne yaptığını görüyor, notunu veriyor. Saray ve avenesinin tasdiknamesini hazırladı. Önüne gelecek ilk sandıkta da, bunları evine göndermek için gün sayıyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında CHP, demokrasiden, hukuk devletinden yana olanlarla, “Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejimi” bu ülkeye getirecek. Bu ülkenin evlatları birlik ve bütünlük içinde yarınlara yürüyecek. Tüm vatandaşlarımız huzur ve refah içinde yaşayacak. Yarın bugünden çok daha güzel olacak.
Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sorularınız varsa şimdi alayım.
 
 

Kaynak CHP Basın birimi
Hibya Haber Ajansı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here