Erdoğan’ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:

“Hükümete geldikten sonra en çok önem verdiğimiz ve en çok emek harcadığımız konulardan biri Afrika kıtası ile ilişkilerimizi geliştirmekti. Bu anlayışla Başbakan ve Cumhurbaşkanı sıfatıyla 30 Afrika ülkesine 50 seyahat gerçekleştirdik.

Diplomatik temsilcilik sayımızı kıta genelinde artırırken ticari ve ekonomik işbirliklerimizi de güçlendirmeye çalıştık. Dünyanın yükselen kıtası Afrika’nın önemi 21. yüzyılda giderek daha çok artacaktır.

Türkiye’nin Afrika’ya bakışı batı ülkelerinden çok farklı. Tarihinde sömürgecilik lekesi ve katliam ayıbı bulunmayan bir ülke olarak kıtaya insan merkezli yaklaştığımızı muhataplarımız da görüyor. Bunun içinde özellikle bizi farklı bir yere koyuyorlar.

Türkiye’nin karşılıklı saygıya muhabbete dayanışmaya birlikte kazanmaya ve paylaşmaya dayalı politikaları artık yavaş yavaş kök salmaya an tutmaya karşılık bulmaya başlamıştır.

Afrika’yı pazar değil ortak olarak gören bir yaklaşımla kıtanın tamamında güçlü dostluk ve işbirliği köprüleri kuruyoruz.

Eğitim sağlık ticaret gibi amaçlarla ülkemize gelen Afrikalıların sayısının her geçen yıl artması ilişkilerimizin geleceği bakımından umut vericidir.

Ülkemiz aleyhinde batıda yürütülen kampanyaların gerisindeki sebeplerden kimse kusura bakmasın biz Afrikalı dostlarımızla ortak bir gelecek inşa etmeyi dolayısıyla sömürgecilere rahatsızlık vermeyi sürdüreceğiz. Her ne kadar bize olan husumetlerinden dolayı gözlerine perde inenler Türkiye Afrika ilişkilerindeki gelişmeleri önemsizleştirmeye çalışsa da kıtada ülkemiz adına çok hayırlı ve faydalı işler yapmaya devam edeceğiz.

Bugün de ülke ve millet olarak sınırlarımızın güvenliğinden siyasi ekonomik ve sosyal alana kadar her cephede aynı mücadele veriyoruz. Gazi Mustafa Kemal’in milletin kritik safhalarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesi’nde söylediği “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır.” ilkesi ülkemiz için hala geçerlidir.

Bugün de güvenlikleri ve söz konusu olduğunda dünyayı ateşe atmaktan çekinmeyenlerin ülkemizin aynı çerçevede ki hassasiyetlerine saygı göstermelerini elbette beklemiyoruz.

Bunun örneğini darbelerden vesayet düzenine verilen desteği terör örgütleri konusunda sergilenen çifte standarttan bölgemizdeki insani güvenlik krizleri ile ilgili tutuma kadar sayısız örnekte gördük görüyoruz. Küresel yönetim sisteminin vanasını elinde tutanlar kendi sınırları içindeki tek bir olumsuzluk karşısında dahil her türlü hak ve hukuku askıya almayı meşru erken milyonlarca insanın ölümünü duyarsızlıkla seyrediyorlar.

Konu mazlum ve mağdurlar konusu olunca  Türkiye gibi hakkı ve adaleti savunanlar olduğunda ağız birliği yapıp bambaşka istikametlere yönelebiliyorlar.

Geçmişte uzunca bir süre bu anlayışla ülkemizi istedikleri gibi yönlendirenler istedikleri gibi şekillendirilebilenler Türkiye artık kendi duruşunu sergilemeye başladığında paniğe kapıldılar.

Son dönemde bazı ülkelerin büyükelçileri tarafından yapılan halsiz ve talihsiz açıklamayı da aynı çerçevede değerlendiriyoruz. Bu açıklama herhangi bir kişi ve konuyu değil doğrudan ülkemizin yargısını ve egemenlik haklarını hedef almıştır.

Her şeyden önce bu tavır ülkemizdeki yargı teşkilatımızı hakimlerimiz savcılarımız avukatlarımızla birlikte tüm yargı mensuplarımıza yapılmış bir büyük hakarettir.

Anayasamızın 138. maddesinde belirtildiği şekilde Türk yargısı kimseden talimat almaz kimsenin emrine girmez. Kendi yasama ve yürütme organlarımızın bile anayasa gereği işine karışamadım yargımızı bir grup büyükelçinin çekmesine tahammül edemeyiz.

Dünyada nice acılar yaşanırken zulümler yapılırken adaletsizlikler sergilenirken Türkiye’yi dillerine dolayanların amaçlarının hak-hukuk takibi olduğuna kimse bizi inandıramaz.

Bağımsız ve tarafsız yargımız ile yargı mensuplarımıza yönelik bu saygısızlığa gereken cevabı vermek devletin başı olarak herkesten önce bizim görevimiz Cumhurbaşkanı olarak malum açıklamayı yapan büyükelçiler  ülkem ve milletim adına ortaya koyduğumuz tavır İşte bu sorumlu ve samimi duruşun tezahürdür.

Nitekim bugün aynı büyükelçilikler tarafından yapılan yeni bir açıklamayla yargımıza ve ülkemize yönelik güftemden geri dönülmüştür.

Türkiye’nin egemenlik hakları konusundaki beyanlarında daha dikkatli olacaklarına inanıyoruz.

Ülkemizin bağımsızlığına ve milletimizin hassasiyetlerini saygı duymayan hiç kimsenin sıfatı ne olursa olsun bu ülkede barına mı yazacağını da ayrıca ifade etmek istiyorum.

Bizim niyetimiz kriz çıkarmak değil ülkemizin egemenlik haklarını korumaktır.

Diğer yanda bu süreçte kimin ülkenin ve milletin yanında durduğunu kiminde ellerin kılıcını çaldığını bir kez daha hep birlikte gördük.

Türkiye’nin bugün yaşadığı en büyük sancılardan biri de bu tür meselelerde yerli ve milli duruş sergilemeyi bir türlü başaramayan kimi siyasetçi eski diplomat ve medya mensubundan oluşan güruhtur. Kişisel hırslar ideolojik saplantıları ve kalplerini karartan kimleri uğruna kendi ülkelerinin aleyhindeki kampanyaların gönüllü aparatına soyunan sözcülüğünü üstlenen Man kurtları milletimiz yakından takip etmektedir.

Önümüzdeki dönemde güvenlikten ekonomiye pek çok sorunumuz da birlikte inşallah bu hastalıklı zihniyetten de kurtulacağız.

Esasen ülke ve millet olarak bu tür çarpıklıklarla uluslararası medyadan siyasetçisine kadar farklı kesimler üzerinden ilk defa karışılıyor da değiliz.

Gezi olaylarında neredeyse 1 ay boyunca ülkemizden yapılan canlı yayınları hatırlayın. Benzer hadiseler çok daha vahim boyutlarda Avrupa başkentlerinde yaşandığında aynı çevreler tek bir karenin bile dışarıya sızmasına izin vermediler.

Ülkemizin yakın tarihlerindeki en büyük ihanetleri olan 17/25 Aralık Emniyet Yargı Darbe Girişiminin ardından kopartılan fırtınaları da hatırlayın PKK terör örgütünün çukur eylemleri ve HDP’nin 6-8 Ekim kanlı sokak olayları sırasında yaşananları da hatırlayın.

DEAŞ’ın ve PKK’nın sınırlarımız boyunca ve sınırlarımız içinde gerçekleştirdikleri kanlı eylemleri de hatırlayın ve elbette 15 Temmuz darbe girişimini hatırlayın bunların hangisinde ülkemize her fırsatta demokrasi ve hukuk diskuru çekenlerin haktan adaletten meşruiyetten hepsini bir kenara bıraktım insanlıktan yana tavır aldığını gördünüz mü.?

Tam tersine bu hadiselerin hepsinde de terör örgütleri ve darbecilerin sırtları sıvazlamış Türkiye’nin seçilmiş yöneticileri diplomasi ve medya kıskacına alınarak fes ettirilmeye çalışılmıştır.

Tüm bu oyunları bozuk tuzakları boşa çıkardık. Hevesleri kursaklarında bıraktık hangi engelle karşılaşırsak karşılaşalım ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştırma azmimizden zerre kadar geri adım atmadık.

Darbe ile yapamadıklarını ekonomi ile yapmak için başlattıkları sinsi saldırıları da çok ciddi bedeller ödeme pahasına engelledik engelliyoruz.

Ülkemizin izlediği ekonomi politikasının sebebini ve amacını hala anlamamış olanlar dönüp Milli Mücadele’ye Türkiye’nin 70 yıllık çok partili siyasi hayatında yaşadıklarını özellikle de son 8 yılına bakmalıdır.

Tarih ve vicdan penceresinden bakılırsa bize yapılanların da bizim yaptıklarımızın da gerisindeki asıl fotoğraf gayet iyi görülecektir. Sevgili milletim Türkiye gibi misyon sahibi bir ülkede hiçbir hadise rastgele yaşanmaz hiçbir karar tesadüfen alınmaz.

Hiçbir eylem bilinçsiz yapılmaz biz ne yaptığımızı da ne için yaptığımızı da bunun sonucunda nelerin ortaya çıkacağını da gayet iyi biliyoruz. Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak neredeyse 20 yıldır dünyada birlikte çalışmadığımız yüzler içinde bulunmadığınız platform arka planına vakıf olmadığımız hadise kalmadı.

Şu anda ve kurduğumuz güçlü alt yapı üzerinde başlattığımız demokrasi ve kalkınma hamlesini sonuçlandırarak büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etmeye çalışıyoruz. Milletimiz yemin olsun ki bu hedefe çok yaklaştık.

Dışarıda ve içeride artan gürültülerin sebebi bu gerçeğin herkes tarafından bilinmesidir. İşte hep birlikte yaşayarak görüyoruz dünyanın en güçlü sağlık altyapısını biz kurduk.

Şehir hastaneleri gibi eşi benzeri olmayan bir modeli hayata geçirdik.

Koronavirüs salgını döneminde bunun meyvelerini toplamaya başladık. Üretim altyapımızı geliştirmek için ülkemizin her şehrini sanayi bölgeleri ile fabrikalarla donattık. Yeniden inşa hareketini devam ettirdik. İşte bu hafta Eskişehir’de Organize Sanayide 52 fabrikanın açılışını yaptık.

Çin’den işte dünyanın en önemli markası geldi orada kurutma makinesi çamaşır makinesi fabrikasının temelini atmadık  değil açılışının yaptık.

Utanmadan sıkılmadan 81 vilayete ne için üniversite kuruyorsunuz diyor!

Söyleyeyim sana ne için kurduğumuzu 81 vilayetteki evlatlarımızın ülkemizin bir ucundan bir diğer ucuna gitmemesi için bunları kurduk ne çileler çekti bu ülkenin evlatları.

76 vilayette üniversite varken şimdi 207 vilayette üniversitemiz var.

Bundan niye rahatsız oluyorsun? Bundan rahatsız oluyor 207 üniversite ile biz şu anda İlim irfan dağıtıyoruz.

Dağıtmaya devam edeceğiz. Sizin yapamadıklarınızı işte biz yaptık yapıyoruz.

Sadece eser ve hizmet siyaseti yaptım ülkemizin istisnasız her karış toprağını milletimizin her ferdini kucaklayan eserlerimiz ve hizmetlerimizle evlatlarımıza bırakacağız.

En büyük miras olarak gördüğümüz 2053 vizyonu için gereken temeli attık. Büyük ve güçlü Türkiye’nin siluetinin şekillenmeye başladığı şu dönemde ülkemizi 2023’te kavşağında yeniden eski düzene yani siyasi ekonomik yıkım sosyal çatışma  ile döndürmek isteyenler var.

Yeniden eski düzene yani siyasi kaos ekonomik yıkım sosyal çatışma eksiğim ile döndürmek isteyenler var. Kim bunlar CHP var CHP deyince de çılgına dönüyorlar.

Dışarıda ve içeride tek bir koro halinde yürütülen kampanyanın amacı bizden kurtulmak değil. Bizim ülkemizin hanesine yazdırdığımız demokrasi ve kalkınma kazanımlarını yok etmektir.

Bayraklar farklı insanlar farklı çehreler farklı ifadeler farklı olabilir ama amaç aynıdır. O da büyük ve güçlü Türkiye özellikle Türkiye hedefinin önünü kesmektir. Ama onların bilmediği bir şey var milletimizle birlikte diplomasinin de siyasetinde ekonomide dilini çözeceğiz.

Buradan bir kez daha tekrarlıyorum başaramayacaksınız ya bu ülkenin bağımsızlığını bu ülkenin vakarını bu devletin büyüklüğünü kabul edeceksiniz ya da nefesiniz tükenene kadar içinde çırpındığınız nefret çukurunda debelenmeye devam edeceksiniz.

Ülkemizin güvenliği ve hedefleri için yedi düvelle mücadele ederken insanımızın sofrasındaki ekmeğinin aşının evindeki elektriğinin doğalgazının suyunun kapısındaki aracın yakıtının içindeki kazancının kendisi ve ailesi için kurduğu hayallerinde derdi ile dertleniyoruz.

Utanmadan sıkılmadan yok diyor evine götürecek ekmeği yok diyor böyle bir yalan olur mu?

Şu anda bakıyorsunuz her evde araba var kapıcısında araba var şu anda ikinci el araba yetişmiyor. Zaten böyle bir durum var ya bunları nasıl görmemezlikten geliyorsun? Bunu televizyon ekranlarından vatandaşı anlatır vatandaşı kandırabilirsiniz ama bizi kandıramazsınız.

Bu dönemdeki talihsizliğimiz küresel kriz ile ülkemize yönelik saldırıların aynı dönemde zirve yapmış olmasıdır. Salgınla birlikte bozulan küresel ekonomik dengeler yaygın kullanımı olan pek çok ürünün hammaddesinde üretiminde dağıtımında çok ciddi fiyat artışlarının yaşanmasına yol açtı.

Türkiye bu fiyat artışlarını halkına nispeten en az yansıtan ülkelerin başında geliyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda durum çok daha vahimdir. Bu sıkıntılı sürecin olumsuz etkilerini dünyada önümüzdeki dönemlerde daha fazla göreceğiz.

Türkiye olarak artan üretim ve lojistik gücümüzle yaşanan sıkıntıları kendimiz için bir fırsata dönüştürme yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Tabii bu arada yaşanan fiyat artışları ve diğer sıkıntıların insanlarımızı bunu atmaması için gereken tedbirleri alıyoruz.

Sosyal yardım sistemimizi etkin şekilde işleterek geliri az olan vatandaşlarımızı sahipsiz bırakmıyoruz.

Bu anlayışla nice krizleri nice sıkıntıları nice saldırıları başarıyla geride bırakan ülkemizin bu küresel türbülansın da üstesinden geleceğine inanıyoruz.

Bunun için Cumhurbaşkanı olarak kabine olarak yönetim olarak üzerimize düşenleri yapıyoruz, yapmayı sürdüreceğiz.

Bugünkü kabine gündemimizde talimatımızda ülkemizin 58 ilindeki 1585 Cem evi ziyaret edilerek hazırlanan kapsamlı bir çalışma ile görüştük. Aynı şekilde insan hakları eylem planında yer alan azınlık vakıflarının seçim usulü ile ilgili hususu da değerlendirdik. Hangi kökene hangi inanca hangi meşrebe sahip olursa olsun Türkiye’nin 84 milyon vatandaşımızın her birinin meselesi bizim meselemizdir.

Bu anlayışla milli birlik ve beraberliğimizi güçlendirecek her adımı geçmişte attık. Bugün de atmayı sürdüreceğiz. Özellikle sözlerime son vermeden önce salgın tehdidi tamamen ortadan kalkana kadar tedbirlere riayet etmeyi sürdürmemiz gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.”

 

Hibya Haber Ajansı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here