Katıldığı ulusal bir TV kanalında gündemin sıcak başlıklarını değerlendiren HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, faize dayalı ekonomi sisteminden vazgeçilmesi gerektiğini söyleyerek “Faiz, ekonomik bütün kötülüklerin anasıdır” dedi.

Yapıcıoğlu, medreselerin önemi, yeni Anayasa konusu, okul öncesi eğitim sistemi, Kürdistan ve Kürt meselesi, anadilde eğitim, Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) sorunu, asgari ücret, faiz sistemi, ekonomi politikası, erken seçim, 50+1 sistemi konularında açıklamalarda bulundu.

Bölgede Medreselere ihtiyaç var mı?

Evet, medreselere ihtiyaç var. Parti programımızda yazmıştık; hiçbir insanın dini eğitimini alması engellenemez. Hiçbir insana da istemediği bir din dayatılamaz. Bu bizim bakış açımızdır. Biz medreseler ile ilgili şunu söylüyoruz, medreseler bu toplumun bir ihtiyacıdır, çok ciddi eğitim kurumlarıdır, tarih boyunca da böyle olmuştur. Nice âlimler yetiştirmiştir medreseler. Tarihe baktığımızda bunu net bir şekilde görebiliriz. ‘Allah’ demenin yasaklandığı bir dönemde ‘tanrı uludur’ diye ezanların okunduğu bir zamanda medreseler bütün olarak kapatılsaydı belki din yok olup gidecekti. Ama olmadı, gizli kuytu köşelerde de olsa bu tedrisat devam etti -iyi ki devam etmiş- yoksa bugün cenaze namazı kıldıracak adam bulmakta zorlanacaktık.

“İktidar olduğumuzda birinci hedefimiz bir İslam toplumu oluşturmak”

HÜDA PAR iktidarında din etkin mi olacak?

HÜDA PAR iktidar olduğunda birinci hedefi bir İslam toplumu oluşturmak olur. Bir İslam hukuku, tepeden inmeci bir şekilde İslam toplumunu oluşturmaz. İslam toplumu oluşursa o toplum kendi hukukunu oluşturur. Bir İslam toplumu oluşursa o zaman, o toplum kendi kendini İslam’ın sabitelerine göre idare etmesini ister. İslam; bir anayasa şeklinde inmemiştir, devlet şu şekilde örgütlenecek, şu kadar bakan olacak veya şu-bu sistem olacak gibi detaylara çok inmemiştir. Temel çerçeveyi çizer ve adaleti emreder. Birileri zannediyor ki, ‘Ben yarın-öbür gün geleceğim şeriatı ilan edeceğim, ben kâmil Müslüman oldum. Bir İslam toplumu oluşmadan, zekâtı hakkıyla fakir-fukaraya vermeden, hırsızlık yapanın elini keseceğim diyorsan adalet getiremezsin.’

“Anayasa herhangi bir ideoloji dayatmamalıdır”

HÜDA PAR’a göre Anayasada değişmez madde var mı?

Yeni bir Anayasa ihtiyaçtır, mutlaka yapılmalıdır ve bu mümkündür. Bunun için siyasi partilerin bir araya gelmesi lazımdır. Herkesin kırmızıçizgileri olabilir ama yuvarlak masa olmalı ve tüm siyasi partiler bir araya gelmeli. Her bir parti kendi metnini yazıp ‘benim metnim budur, bunun üzerinde anlaşalım’ derse ortak bir mutabakat metninin ortaya çıkması neredeyse imkansız hale gelir. Ama bir metin birlikte yazılabilir. Herkesin hassasiyetleri, siyasi düşüncesi ve yaklaşımı farklı olabilir. Ama bir araya gelinerek şu askeri cunta Anayasasından kurtulmak mümkündür. Bununla ilgili de biz prensip olarak dedik ki, yeni Anayasa herhangi bir ideoloji dayatmamalıdır. Yeni Anayasa’nın değiştirilemez hiçbir maddesi olmamalıdır. Gelecek neslin iradesini ipotek altına alınmasına kimsenin hakkı yoktur. Beşerin kelamı eskir. Bugünkü beşer, geleceğin ihtiyaçlarının tamamını görerek ona göre bir metin kaleme alamaz. Vesayet kurumları yeni Anayasa’da olmamalıdır. Vatandaşlık tanımı etnik aidiyete göre yapılmamalıdır. Hiç kimse inancına aykırı davranmaya zorlanamamalıdır. Asgari ücretliden vergi alınmamalıdır. Dar gelirliler için temel ihtiyaç maddelerinden vergi alınmamalıdır. Yeni Anayasa bir anne gibi tüm vatandaşları kucaklamalıdır. Anadilde eğitim teminat altına alınmalı, kadınları ve aile kurumunu koruyan tedbirler alınmalıdır. Gençlik kötü alışkanlardan korunmalıdır. Temsilde adalet sağlanmalıdır. Kuvvetler ayrılığı güçlendirilmelidir. Denk bütçe de zorunlu olmalıdır.

“Okul öncesi eğitimin erkene alınması tehlikeli bir durumdur”

Okul öncesi eğitimin öne çekilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz bunu tehlikeli görüyoruz. Çocuğun anne ve aile şefkatine en ihtiyaç duyduğu bir dönemde siz onu ailesinden koparırsanız yanlış yapmış olursunuz. Her ebeveynin kendi çocuğunu inancına göre yetiştirme hakkı vardır. Çocuk onundur, bedeninin bir parçasıdır, siz nasıl alırsınız? Ailesi çok endişe etmeyebilir, ‘çocuğum oraya gittiğinde ona değerlerime aykırı bir şey öğretilmeyecek’ diye düşünebilir. Fakat 10 Kasım’da o çocuklara nasıl secde ettirildiğini gördük. ‘Bir çocuğa 12 yaşına kadar dini bir eğitim veremezsiniz’ ama secdeye kapanmak suretiyle modernizm adına çocuğu geleneğinden koparıp yeni şeyler öğretiyor. Çocuğa ihdas ettiği yeni bir dindir. Bugün eğitim 5 yaşına düşerse yarın 4’e düşer, öbür gün de 3 yaşına düşer. Sonra da der ki, ‘çocuk sütten kesilirse bana ver.’ Şimdi o çocuk nasıl anne ve basına benzeyecek? Nasıl kendi örf ve kültürünü alacak? Bunlar modernizmin bize kurmuş oldukları bir tuzaktır. 

“Devlet, insanların eliyle oluşturmuş oldukları siyasi bir organizasyondur”

Bu dayatmaların sebebi nedir?

Eğer devlet insanlara bir şey dayatıyorsa, ‘siz aynılaşacaksınız, farklılıklarınızı unutacaksınız, ben sizi bir kalıba sokacağım, ben size bir istikamet vereceğim’ diyorsa orada durup uyanık olmak lazım. Kimdir devlet? Bugün devletin başında biri var yarın başka biri gelecek. Devlet dediğiniz şey manevi bir şahsiyet değil. Devlet dediğiniz şey insanlardan oluşuyor. Vatandaş bunu görmeli. Devlet kutsal değildir, devlete kutsiyet atfetmek insanları devletin kulu, kölesi yapmaktır. Devleti putlaştırmak, ilahlaştırmak; insanları kendi eliyle kurdukları bir sisteme tapınmasıdır. Cahili Arap toplumunda olduğu gibi, kendi elleriyle yonttukları putlara tapmak ne ise insanların oluşturdukları siyasi organizasyona tapması da aynı şeydir.

Devlet gereklidir ama devlet, insanların eliyle oluşturmuş oldukları siyasi bir organizasyondur. Milletin hizmetini görmek içindir. Anayasadaki temel yanlışlardan bir tanesi de şudur: ‘ülkesi ve milletiyle bölünmez bir devlet’ tarifi yapılıyor. Asıl olan devlettir, millet; devletin milletidir. Ülke de devletin toprağıdır. Bu tanım yanlıştır. Asıl olan millettir, özne insandır. Devlet, milletin oluşturduğu siyasi bir organizasyondur. Ülke dediğiniz şey ise milletin vatanıdır. Tanım bu şekilde olursa o zaman düzelir. Ama siz milleti, devlete ait güdülmesi gereken bir sürü, ülke topraklarını ‘devletin toprağı’, vatandaşı da oraya gelmiş bir kiracı olarak görürseniz o zaman sorun başlıyor. HÜDA PAR olarak söylediğimiz şeylerden bir tanesi de bu: ‘siyaseti ve devleti yeniden tanımlamak…’

“Kürdistan coğrafi bir tabirdir”

Yapıcıoğlu ve HÜDA PAR bölgeyi Kürdistan olarak mı görüyor ve Kürdistan ne demek?

Kürdistan; Kürt vatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı bölge demektir. Bu tabir coğrafi bir tabirdir. Selçuklular hatta Karahanlılar döneminden beri oranın ismi bu şekilde geçmiştir. Selçuklu ve Osmanlı belgelerinde hatta 1920 yılında kurulan ilk Meclis’te bölgenin ismi ‘Kürdistan’ olarak geçmiştir. Hatta bölgeden ilk meclise gelen mebuslar ‘Kürdistan Mebusları’ olarak gelmişlerdir. Hatırlayalım, Sayın Cumhurbaşkanının, Başbakan olduğu dönemde kendi grup toplantısında yani Meclis’in çatısı altında ‘Kürdistan neresidir?’ diye soranlara cevap verirken şöyle demişti, ‘Eğer siz tarihinizi bilmiyorsanız, Kürdistan’ın neresi olduğunu bilmiyorsanız Meclis Kütüphanesi’nde Meclis tutanakları vardır. Gidin o tutanakları açıp okuyun Kürdistan’ın neresi olduğunu göreceksiniz.’ demişti. Evet, Kürdistan bir coğrafyanın adıdır ve o coğrafya geniş bir coğrafyadır. Ve bu sözün sarf edildiği yerde o coğrafyanın içerisindedir.

“Bu sorun kökleşmiş, derinleşmiş ve bugünkü boyutlara ulaşmıştır”

HÜDA PAR’ın kastettiği harita HDP’nin kastettiği gibi Doğu, Batı, Kuzey ve Güney Kürdistan gibi bir harita mı?

“Biz Doğu, Batı, Kuzey ve Güney Kürdistan tanımından ziyade; İran, Irak, Türkiye ve Suriye Kürdistan’ı tanımını kullanıyoruz. İran’da resmi olarak Kürdistan eyaleti var. Irak’ta parlamentosu, başkanı, başbakanı, hükümeti ve kurumları olan Kürdistan Federal Bölgesi var. O bölge Irak anayasasında da Kürdistan olarak tanımlanıyor. Suriye’de Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bir bölge, orası da Suriye Kürdistanı. Biz sınırları tartışmıyoruz, diyoruz ki şurası coğrafi olarak Kürdistan’dır, Türkiye Cumhuriyeti’nin idari sınırları içerisindedir. O bölgenin ismi tarih boyunca Kürdistan olmuştur. Biz onlar gibi ‘Birleşik Bağımsız Kürdistan’ tabiri kullanmıyoruz. Bu tabiri kullananlar da o söylemi şu anda terk ettiler. Dört parça toprağın bir araya geldiği bağımsız büyük bir Kürdistan talepleri ve söylemleri vardı. Bildiğim kadarıyla şu anda öyle bir talep ya da söylemleri de yok. Biz bu tabiri coğrafik olarak tanımlıyoruz. Hatta tarihte Dağlık Karabağ‘da da ‘Kızıl Kürdistan’ adıyla bir bölge var. Sonradan oradaki Kürtler Stalin döneminde; Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan gibi Orta Asya ülkelerine sürgüne gönderilip dağıtıldılar. Bunlar coğrafi tabirlerdir. Bizde bu anlamda kullanıyoruz. Ama geçtiğimiz günlerde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ‘Türkiye’de ve dışarıda Kürdistan diye bir yer bir coğrafya yoktur.’ dedi. Bu doğru bir şey değil ve tarihsel ya da siyasi gerçeklikle de bağdaşmıyor. Kürdistan Bölgesine gidiyorsunuz ya da o bölgeden ziyaretçiler geliyor. Kürdistan bayrağının altında fotoğraf veriyorsunuz, bazı konuları müzakere ediyorsunuz ama ‘Kürdistan diye bir yer yok!’ diyorsunuz. O zaman siz nereye gittiniz? Yani şimdi IKBY’nin açılımı Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’dir. Sonra da Kürdistan dememek için Irak Kürt Bölgesel Yönetimi diyorlar. Muhtemelen yakında da Irak Kuzey Bölgesel Yönetimi olacak herhalde(!).

Hani bir dönem ret-inkâr-asimilasyon politikaları terk edilmişti. Önce Kürdistan tabiri kayboldu sonra Kürt yoktur dediler sonra da Kürtçe’yi yasakladılar. Sonra da dediler ki ‘Kürt var.’ Kürtçe serbest oldu hatta devletin resmi kanalı Kürtçe yayın yapmaya başladı. Sonra devletin Başbakanı ’Kürdistan var. Meclisin tutanaklarında var.’ dedi. Şimdi Kürdistan söylemi geri çekildi. Bundan sonra ne çekilecek? Kürtçe mi? Kürt ismi mi? Yine ‘Aslında Kürt diye bir şey yoktur. Dağlardaki karların üzerinde Türkler yürürken kart-kurt diye ses çıkarttılar. Kürt kelimesi oradan geliyor.’ söylemine mi döneceğiz. Sonra sokaklarda Kürtçe konuşmak mı yasaklanacak? Nereye gidiyor memleket? diye insanlar soruyor. Bu sorun kökleşmiş, derinleşmiş ve bugünkü boyutlara ulaşmıştır.

“Halen anadil ile ilgili sorunlar var”

Bugün bu sorun hafiflemiş midir? Kalan mesele nedir?

Elbette ki sorun tek parti döneminde olduğu gibi değildir. O dönemde hiç Türkçe bilmediği halde sokakta Kürtçe konuşan vatandaşlara ceza kesilmiştir. Vatandaşlara konuştuğu Kürtçe kelime adedi hesaplanarak ceza kesilmiştir. Tüm bular kayıtlarda vardır. Bugün elbette o durumda değiliz ama halen atılması gereken adımlar vardır. Halen dil ile ilgili sorunlar var. Yani anadilde eğitim insani ve İslami bir haktır. Sadece Kürtçe için değil herhangi bir dili konuşan insanlar kendi dilinde eğitim almak istiyorsa bunun önü açılmalıdır. Bu memlekette yaşanan Kürt vatandaşlarda diğer insanlardan bir farklarının olmadığı rahatlığına getirilmelidir. Öyle bir sosyolojik ve psikolojik bir ortam hazırlanmalıdır. Maalesef bugün öyle bir ortam yoktur. Böyle bir ortam olmadığı sürece de başka başka sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyoruz. Türkiye eğer gerçekten bölgesel bir güç ve emperyalistlerin karışamadığı, karıştıramadığı bir ülke olmak istiyorsa kendi içerisinde kardeşlik hukukunu cari hale getirmeli kendi içindeki sorunlarını içinde çözmeli.

Anadilde eğitim sorunundan başka Kürt sorunu var mı?

“Var. Mesela Adına çözüm süreci dedikleri o çatışmasızlık sürecinde dediler ki ‘Biz bazı yerlerin isimlerini değiştirelim.’ Mesela dönemin Cumhurbaşkanı Güroymak’a Norşin dedi. Normalde de herkes oraya Norşin diyor ama resmi kayıtlarda orası Güroymak. Peki, ne oldu da isimler iade edilmedi? Bunlar vatandaşa verilmiş sözlerdi ama şimdi vatandaş kendisine verilen sözde cayma olarak görüyor bunları. Zamanında hükümet yetkililerine de Cumhurbaşkanı’na da dedim ki ‘Merhum İskilipli Atıf Hoca İstiklal Mahkemeleri tarafından zulmen asılıp şehid edildi. Mezar yeri belli değildi. Sonra onun mezar yeri açıklandı, İskilip’te bir anıt mezar yapıldı ve naaşı oraya nakledildi. Devlet Hastanesi’ne de onun ismi verildi. Bu doğru bir şey. Ama İstiklal mahkemeleri tarafından asılarak şehid edilen Kürt önderleri var. Bunların mezar yerleri halen belli değil. Neden onlar içinde benzer bir adım atılmıyor? Hadi anıt mezardan vazgeçtik, mezar yerini gösterseniz ya da söyleseniz onları seven akraba ve yakınları o naaşları çıkartıp kendi köyünde, şehrinde defnetse ve onların bir mezar taşları olsa sevenleri gidip başlarında bir Fatiha okusa devlette çok büyük bir eksiklik mi olacak? Ya da bununla devlet zayıflayacak mı? Ya da kardeşlik mi bozulacak?

Kemal bey helalleşmeden bahsetti. Tek parti döneminde İstiklal Mahkemelerinin yaptıkları bu özeleştirinin içine dahil mi bilmiyoruz.

“Samimi bir şekilde pişman olmuşsa eski defterleri açmanın bir manası yoktur. Bu şartla görüşebiliriz”

HÜDA PAR’ın HDP ile bir diyaloğunu görebilecek miyiz?

Bütün Peygamberler bir nübüvvet zincirinin halkalarıdırlar. Hepsi bizim öncülerimizlerdir, rehberdirler. Yusuf Aleyhisselam kardeşleri tarafından kuyuya atıldı, köle olarak satılıp Mısır’a gitti. Sonra Mısır’da yönetime geldi ve kardeşleri ona muhtaç duruma geldi. Yusuf Aleyhisselam onlara ’Bugün sizin için bir kınama yoktur. Allah sizi affetsin’ dedi. O nübüvvet zincirinin son halkası olan Resulullah Aleyhi Salatu vesellem kendi memleketi Mekke’den kendi halkı tarafından çıkartıldı, Hicret etmeye zorlandı. Ashabıyla birlikte türlü türlü zülüm ve haksızlığa uğradı. Sonra Medine’ye gitti ve orada bir devlet kurdu. Sonra da kurduğu devletin ordusuyla gelip Mekke’yi fethetti. Ama Mekke’yi fethederken ‘Kabe’de olan, Ebu Süfyan’ın ya da kendi evine giren güvendedir.’ dedi. Hiç kan dökmedi. Sonra Mekkelilere nasıl muamele edeceğini onlara sordu. Onlarda, ’Sen kerim bir kardeşsin. Kerem ve ikram sahibisin, senden iyilik umuyoruz.’ dediler. O da dedi ki ‘Ben kardeşim Yusuf’un dediği gibi diyorum. Bugün size kınama yoktur.’ dedi. Kim olursa olsun yapmış olduğu yanlışı fark etmişse, samimi bir şekilde pişman olmuşsa eski defterleri açmanın bir manası yoktur. Bu şartla görüşebiliriz. Ama geçmişte yaptıklarını doğru buluyorlarsa onlarla neyi görüşeceğim ki?

“EYT’lilere bir çözüm bulunmalı”

Milyonların beklediği EYT meselesinde haksızlık var mıdır, bu konuda görüşünüz nedir?

EYT’lilere bir çözüm bulunmalı. Şu anda emeklilik sisteminden kaynaklanan bazı problemler var ki insanlar iş bulsa bile çalışmak istemiyor. Çünkü emeklilik yaşı yükseldiği gibi aylık bağlama oranları kademeli bir şekilde düşüyor. Vatandaş asgari ücretle çalıştığı zaman kendisine bağlanan emekli aylığında düşüş olacağı bir pozisyon var. Bu nedenle diyoruz ki kademeli bir şekilde bunlara bir çare bulunmalı yaş düşürülmeli. Vatandaş işte çalışamayacak kadar yaşlı, emekli olamayacak kadar genç. İnsanlar iki arada bir derede kalmış durumda, onlara bir çözüm bulunmalı.

“Asgari ücret yeniden tanımlanmalıdır

Asgari ücret ile ilgili bir teklifiniz var mı?

Asgari ücretin tanımının değişmesini istiyoruz. Şu anda asgari ücretin tanımında işçi tek başınadır. Ailesi yoktur. Çünkü asgari ücret sadece işçinin zaruri ihtiyaçlarına yetecek miktardır. Yönetmelikteki bu tanıma işçinin ailesi de dahil edilsin. Asgari ücretten vergi alınmasın ve bu anayasal bir hüküm halini alsın. Rakam olarak ise işçi ve ailesine yetecek kadar bir rakam olsun diyoruz.

“Faiz, ekonomik bütün kötülüklerin anasıdır”

Faizin düşürülmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Faiz bırakın düşürülmeyi kökten kalkmalı. Sadece faizi düşürmekle olmaz, bazı tedbirlerde almak lazım. Paranın bir yerden bir yere akışının faizsiz yöntemlerle sağlayabilmek lazım. Şu anda Merkez Bankası piyasayı kontrol etmek için bankalar üzerinden piyasaya para veriyor ve bu işi faizle yapıyor.  Piyasada para fazlalaştığı zaman parayı geri çekmeyi de faizle yapıyor. Merkez Bankası faiz yerine başka enstrümanlar kullanabilir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘Faiz sebep enflasyon sonuçtur.’ diyor. Bende buna ilave ediyorum ve diyorum ki faiz sebep; enflasyon, işsizlik, fakirlik, adaletsiz gelir dağılımı ve 10 yılda bir dünyada görülen ekonomik krizler birer sonuçtur. Bunların hepsinin altında yatan faizdir. Faiz, ekonomik bütün kötülüklerin anasıdır. Faizsiz sisteme geçilmelidir. Rahmetli Erbakan’ın yaptığı tüm kamunun paralarının bir havza toplanması önemlidir. Havuz sistemi olmalı, denk bütçe mutlaka yapılmalı ama dediğim gibi paranın transferi faizli yollarla olmak zorunda değil. Servet Bayındır’ın dediği gibi ‘faizsiz çalışanlar da faiz köprüsünden geçirilmek zorunda bırakılıyor. Faizsiz köprüler de yapılmalıdır.”

“Biz seçime hazırlıklıyız”

Erken seçim beklentiniz var mı? Adayınız var mı?

Erkende olsa biz seçime hazırlıklıyız. Bizde hiç kimse çıkıp ‘Ben adayım’ demez. Genel Başkanlığa da ben aday olmadım. Hiçbir il başkanımızda il başkanlığına aday olmadı. Bizde görev istenmez, istişare vardır.

Muhalefetin erken seçim ısrarı neden?

Bilemiyorum ama meşrutiyet tartışması da başlatmak istiyorlar. Hükümet kabul ederse ‘Bakın işte dayanamadılar, erken seçime gittiler.’ deme ihtimalleri yüksektir. Ama seçim olsa ve yeniden Cumhurbaşkanı seçilse de meşrutiyet tartışmalarını bitirmeyeceklerdir. Bu meşrutiyet tartışmalarını yapmaya devam edecekler.

“Gıda konusunda kendimize yeter duruma gelmeliyiz”

Ekonomiye bir pansuman tedbiriniz var mı?

Küresel bir kriz var. Salgın bu krizi tetikledi. Bu süreçte dünya ekonomileri ortalama yüzde 3 civarında küçüldü. Üretim azaldı, bazı üretim yerleri kapandı ve tedarik yerlerinde aksamalar oldu. Pek çok ülke gelirlerinden yoksun kalan insanların rahatlatmak için çok sayıda karşılıksız para bastı. Biz de üretimimizi artırmalıyız, borcumuzu azaltmalıyız. Dış açığımızı kapatıp katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz. Biz ne olursa olsun mutlaka gıda konusunda kendimize yeter duruma gelmeliyiz.

“50+1 olmazsa olmaz değildir”

50+1 sistemi değişmeli mi?

50+1 olmazsa olmaz değildir. Ama illa değişmelidir diye bir kaide de yoktur. Başkanlık sistemi kurulduğunda 50+1 sistemi öngörüldü. Şu anda bu sistemin değişmesi için anayasa değişikliği lazım. Bu günkü tabloda da bu anayasayı değiştirmek mümkün değildir. Dolayısıyla bu tartışmalarla zaman kaybedip gündemi meşgul etmeyi çok anlamlı bulmuyorum.

Hibya Haber Ajansı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here